Konusu : " Doğru veya yanlış, cennet veya cehennem, iyi veya kötü, bu ülke, bizim ülkemiz. "

Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?.

_____________________________________________________________________________________________
Yazar rumuzu:yaman57
Eser sıra no:100224.08


TOPRAĞIN DİLİNDEN

Merhaba! Ben, üzerinde yıllarca savaşılmış, uğruna kanlar dökülmüş Anadolu toprağıyım. İçime şehitler aldım; karıştılar bana, bastım bağrıma onları. Sakladım ayrıca tüm duyduklarımı; en gizli sırdaşı oldum üzerimde yaşayanların. Kabirdekilerin ise üzerinde örtü, yanlarında arkadaşı… Bazen yanlış anladılar beni, sanki sevdiklerini ben almışım gibi; kara toprak oldum, kötü toprak oldum. Oysaki ölüm Allah’ın emri…

Böyle dediklerine bakmayın, çok önemliyim aynı zamanda onlar için. Vatanın bir karış, bir avuç toprağıyım çünkü. Mutluyum ben burada olmaktan; bu ülkenin, bu insanların toprağı olmaktan…

Bazıları var ki çok az görüyorlar beni. Gurbetçiler diyorlar onlara. Üzerimde doğup, karınlarını doyurmak için ayrıldılar benden. Geldiklerinde ziyaretime, kokluyorlar beni, hissediyorlar. Mis kokuyorum onlar için, vatan kokuyorum, memleket kokuyorum. Kısacası özleyenim bile var benim.

Bu kadar konuşuyorum; ama sadece ben tamamlamıyorum bu ülkeyi. Bana toprak demişler; her gün yüz yüze geldiğim komşuma da gökyüzü. Ben aşağıdan izliyorum bu ülkeyi, o ise göklerden. Güneş doğuyor onun üzerine, aydınlanıyor. O güneşin altında güneş rengi kan rengi bir bayrak dalgalanıyor. “Ben, işte bu ülkenin bayrağıyım!” der gibi… Baş üstünde tutulacak bayrak o; göklere lâyık, göklerde taşınmaya lâyık. Biliyorlar kıymetini bilenler. Bir de o güzelim bayrağı tamamlayan; tam da üzerimde yaşayanları, Türkiye’yi anlatan İstiklal Marşı var. O marşta vurguluyorlar beni neden bu kadar sevdiklerini, bağımsızlıklarına düşkünlüklerini. En çok da bu sebepten sahipleniyorlar beni. Okumuşsanız, anlamışsınızdır emellerini.

Denizi de var elbet bu ülkenin. Hem de üç yanında… Her gün soğuk sularını üzerimde hissettiğim… Kışın benden sıkılanlar, yazın bir an olsun rahatlamak için atıyorlar kendilerini ona. Üzerimde yaşayan insanlar, o tadı da çok uzaklara gitmeden tadabiliyorlar.

Bazen oluyor ürün veremiyorum, verimli olamıyorum. Bırakmıyorlar beni, işliyorlar sabırla. Kazarak, çapalayarak okşuyorlar. Susuz kaldığımda dualarla, yakarışlarla, gözyaşlarıyla yağmur istiyorlar verenden. Onların en büyük umuduyum. Yedikleri ekmeği benden sağlıyorlar: buğdayını, çavdarını, yulafını…

Hem neden bıraksınlar ki beni? Hangi ülkede dört mevsim aynı anda yaşanıyormuş? Hangi ülkede bu kadar güzel bağlar kuruluyormuş? Yok bu ülkenin eksiği! Eksiği olanlar da kıskanmasınlar bizi. Bükemedikleri eli öpsünler!


İşte benim üzerimde yaşayan insanlar: Yeri gelince gülmesini de ağlamasını da bilen, yeri gelince benim için canını veren, yeri gelince istediğini alana kadar sabırla bekleyen, yeri gelince misafir gelip de geri dönmesin diye ışıklarını açık bırakan… Dedim ya, ürün veremesem bile bırakmazlar beni. Bu gök kubbenin altında onlara cennet de olsam cehennem de olsam yaşarlar üzerimde. Bu bile yetmez mi?


önceki eser / sonraki eser