Konusu : " Doğru veya yanlış, cennet veya cehennem, iyi veya kötü, bu ülke, bizim ülkemiz. "

Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?.

_____________________________________________________________________________________________
Yazar rumuzu:turkuvaz07
Eser sıra no:100220.02


Tarihin Tekerrürü

Bir toprak parçası mı sadece vatan, yoksa o toprağın değerini bilebilmek, sesini duyabilmek ve sızısını yüreğinin derinliklerinde hissedebilmek midir?

Güzelliğinin çirkinliğinin, topraklarının verimli olup olmadığının ya da büyüklüğünün alakası yok ki vatan sevgisiyle. Gerçek vatanseverlik onu yermek değil övülecek duruma gelmesi için çaba göstermektir. Huxley’in de dediği gibi ‘‘Bir milletin saha bakımından büyüklüğü onun gerçek büyüklüğünü ifade etmez ve bir milleti millet yapan arazisi değildir.’’

Ne demişler tarih tekerrürden ibarettir. Osmanlı zamanından beri büyük ve geniş olan topraklarımızı yavaş yavaş kaybetmeye başladığımız zamanları hatırlayalım. Her bölgenin ayrı bir hikâyesi var, biliyorum, ama hepsini yazmaya sayfalar yetmez…

Osmanlı zamanının öncelerinden 1944’deki insanlık dışı sürgüne kadar Türkiye sınırına yakın mesafedeki Ahıska bölgesinde yaşayan Anadolu Türkleri olan Ahıskalıları ele alalım. Gürcüler bu bölgeyi meskhetiya veya Dzhavakheti diye adlandırmıştır. Her neyse adının ne önemi var ki... Önemli olan orada yaşayan insanların Türkiye sınırının içinde yaşayanlardan hiçbir farkı olmamasıydı.

Orda Türklerde vardı, Kürtlerde, Terekemelerde, Ermenilerde, Gürcülerde… Hepsi ortak dilleri olan Türkçeyi konuşabiliyorlardı, fakat aynı dili konuşan bu toplum maalesef Ruslara karşı duramadı. Bu birliği bozmak isteyen dış güçler, Türkiye’nin canını acıtmak istercesine, toplumun içinden sadece Müslüman olanları yani Türkleri, Kürtleri ve Terekemeleri seçerek, ölüme sürgün ettiler.

Hem orada yaşayan Türk toplumu yerini kaybetti, hem de Türkiye, Türk olan ve Türk hisseden o toplumun yaşadığı bölgeyi kaybetti. Gereken ilgi gösterilmediği için Ahıska kimseye yar olmadı.

Bu, Türkiyenin engin geçmişinin olaylarından sadece biriydi. Osmanlı devletinin kuruluşundan, duraklama döneminden, yıkılışından, cumhuriyetin ilanı ve ilerisinden daha nice olay nice hikâye hala canlı bir şekilde tarih kitaplarının tozlu sayfalarında nefes alıyor.

Yaşananlardan ders çıkarıp Türkiye’nin her karışına aynı ilgiyi gösterip sahip çıkmalıyız.

Nasıl ki sağlığın değeri kaybedilince anlaşılıyorsa, ne yazık ki, daha birçok şeyin değeri de ancak kaybedilince anlaşılıyor. Vatanın değeri, kendi milletinin arasında olmak ve devlet olarak kimseye muhtaç olmadan varlığını sürdürebilmenin de değeri en iyi bu şekilde anlaşılır. Temennimiz bu değeri kaybetmeden anlayabilmemizdir. Öyle ya kendi vatanının ne zorluklarla elde edildiğini bilen bilinçli bir birey nasıl olurda onun ellerinden kaymasına göz yumabilir ki?

Cumhuriyetin ilk günlerinden itibaren keşke Atatürk’ün uygulamalarını devam ettirebilseydik ve keşke doğunun en kör köşesine kadar yenilikleri uygulayabilseydik. Şimdi belki Doğu da Batı gibi gelişmiş olur, kültür yükselir, töre cinayetlerinin akıl karı olmadığı anlaşılır ve kız çocuklarının erkek çocuklarından farkı olmadığı anlaşılıp okutulurdu.

Tabii ki bu gelişme çok uzun süreçli, sıkıntılı ve zor bir gelişmedir. Yalnızca yenilikçilerin değil yenilenmeye ihtiyacı olanlarında çaba göstermesi şarttır.

Bu nedenle millet olarak bizim ilk amacımız birlik olarak en ücra köşelere kadar herkesi bu konuda bilinçlendirmektir.

Çünkü bildiğim bir şey varsa oda ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediği gibi birlik ve beraberliğin ölümden başka her şeyi yenebileceğidir.

Neleri görüp geçirdi bu millet, bu vatan, bu topraklar… Ne zulümler gördü… Bu kadar çabuk mu unutulacaktı bu derin geçmiş? Bir milletin yeniden doğuş hikâyesi, Allah Allah sesleriyle çınlayan savaş meydanları, gökyüzü gibi engin ve mavi bakışlarını keskinleştirerek ‘‘ Geldikleri gibi giderler ’’ sözünü söyleyen, bin yılda bir görülen bir zekâya sahip o vatansever ulu önderin çizdiği yol bu kadar çabuk mu unutulacaktı?

Hayır…

Yıllar önce Mehmet Akif’e İstiklal marşını yazdıran vatan sevgisi, bugün günümüz gençliğinin de Türklük damarlarını kabartıyor. Bizi biz yapan çileli hayat koşuşturmasının içinde kaybolup gitmeyen ve atalarımızın kanıyla bize kadar gelip hiç eksilmeyen vatan sevgisidir.

Anlayacağınız, sadece bir toprak parçası değil vatan… Hele bu vatan isminde, renginde, dalgalanmasında bile anlatır bize değerini. Biz bu vatana Türkiye dedik. Adını alması için evlat verdik, baba verdik, kardeş verdik, kan döktük. Kanıtı da bayrağımızın kan kırmızısı rengidir.


önceki eser / sonraki eser