Konusu : " Doğru veya yanlış, cennet veya cehennem, iyi veya kötü, bu ülke, bizim ülkemiz. "

Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?.

_____________________________________________________________________________________________
Yazar rumuzu:toprak17
Eser sıra no: 100219.17


VATAN, ‘’BEN’’İM

Aynada kendime bakıyorum. Saçlarım seyrek, gözlerimin altında halkalar oluşmuş, yüzüm sivilce dolmuş. Bacaklarım kalın, epeyce kilo almışım. Yorgunum. Yüzümde yarı hüzünlü, kararsız bir gülümseme var. Aşina olduğum bir görüntü bu. Bu, benim. Her şeyiyle… İyisiyle, kötüsüyle; çirkiniyle, güzeliyle… Aynaya bakmama da gerek yok aslında görüntümü tahmin etmem için. Biliyorum görüntümü, yıllardır sahibim bu bedene. Düşünceler gelip geçse de, yıllardır benimle bu beden. Bana ait her özelliğiyle; bu bedenle görüyor, işitiyor, tadıyorum bu dünyanın nimetlerini. Bu bedenle algılıyorum, fikirler oluşturuyorum, onları uyguluyorum. Bana ait güzel olmasa da, her yerimi sevmesem de bana hizmet ediyor. Kıyafetlerim dar ya da bol, siyah ya da beyaz olsun,”ben”im onların içindeki. Tüm güzelliğimle, tüm çirkinliğimle.

Vatanım da “ben”ler diyarıdır. Baktığım her yerinde kendimi görürüm; severim ya da sevmem, ama “ben”imdir o;”ben”i temsil eder. Her şeyine aşinayımdır; toprağına, türküsüne, adetlerine, çeşit çeşit insanına… Her insan benim içimdeki farklı “ben”lerdir, bütün zıtlıklarıyla.
Son günlerde pek rahatsızım. Cildim iyice bozuldu, midem de delinecekmiş gibi ağrıyor, baş ağrısı da cabası… Elim kolum kalkmaz olmuş, sanki bedenimden bütün enerji çekilmiş. Doktora gidiyorum. İlk lafı,”Bu aralar canınız bir şeye mi sıkkın?” oluyor. Şaşırıyorum. ”Nereden bildiniz?” diyorum sadece bedensel bulgulardan bunu nasıl sezdiğini düşünerek. ”Gayet basit” diyor Doktor, ”Halsizlik, mide ağrısı, cilt hastalıkları… Sizin ruhunuz hastalanmış evvela ve bunlar bedeninizde somutlaşmış. Zaten bütün hastalıklar böyledir, maraz her seferinde ruhtan başlar. Eğer vaktinde fark edip düzeltmezseniz ruhunuzdaki gediği, size fark ettirebilmek için bütün bedeninizi ele geçirir.”

Peki, insan, ülkesinin ruhunu oluşturan varlık değil midir? Bir insanın sorunu bir toplumun sorununu, bir toplumun sorunu bütün memleketin sorununu oluşturmaz mı? Sıkça yaptığım bir hatayı memleketimde de fark etmiş oluyorum bu kısa sorgulama vesilesiyle. Ben ki ruhuma, hastalanana kadar kulak vermiyorum, memleketim de insanına yeterince kulak vermiyor ciddi hastalıklar baş gösterene kadar. Bir insan sadece bir insan değildir; toplumu oluşturan kocaman yapbozun sadece bir parçasıdır. Ve o parça eksik olduğu takdirde yapboz tamamlanamaz.

Ayrı ayrı durduğunda pek bir anlam ifade etmeyen kuru üzümün, fasulyenin, narın, kuru kayısının bir kazanın içinde muazzam bir bütünlükle, leziz bir aşure oluşturması gibi; kültürümüz de ayrı ayrı kökenlerden, sosyal çevrelerden gelen insanlardan oluşan bir bütündür. Ve hiçbir insan sırıtmaz bu bütünlükte, her insan bu mükemmel ahengin bir unsurudur. Tahmin bile edemezsiniz belki kazanın dışındayken bu yiyeceklerin birbiriyle bu denli uyum sağlayabileceğini… Belki de bütünleştirici olan işte bu kazandır.

Doktorla yaptığımız konuşmanın ardından bir psikoloğa yönlendiriliyorum. Hala anlam veremiyorum bedensel rahatsızlıklarımın basit bir konuşma terapisiyle nasıl düzeleceğine... Ama yine de gidiyorum. Psikolog sorular sormaya başlıyor, yanıtlıyorum. Daha sonra ben sorular sormaya başlıyorum kendime. Basit olacağını tahmin ettiğim bu terapi git gide zorlaşıyor. Terapi bittiğinde psikoloğa doktorla olan konuşmamı anlatıyorum ve soruyorum:”Problemim nedir? Neden bedenim bu denli güçsüz, böylesine açık bütün hastalıklara?”
Psikolog cevap veriyor:

"Kendinizle çatışma halindesiniz. Bir sorunla karşılaştığınızda içinizdeki farklı sesler çatışmaya başlıyor ve siz uzlaşma yoluna gitmiyor; fikir ayrılıklarının düşünce zenginliği anlamına geldiğini fark etmiyorsunuz. İçinizdeki her sesin mantıklı olan taraflarını birleştirip uzlaştırmalısınız. Ve de en büyük problem: Kendinizi sevmekte güçlük çekiyorsunuz. Sevin kendinizi. Bütün fikirleriniz, bedeniniz, hepsi size ait. Bedensiz bir ruh, ruhsuz bir beden düşünülemez. Siz biricik ve değerlisiniz. Bunu unutmayın.”

Kendimi şaşırtıcı ölçüde rahatlamış hissediyorum. Psikoloğa teşekkür edip ayrılıyorum oradan. Değişim, fark edişle başlamış oluyor. Kısa bir sürede cildim parlamaya başlıyor, mide ve baş ağrılarım son buluyor. Kendimi, insanlarımı, memleketimi seviyorum.


önceki eser / sonraki eser