Konusu : " Doğru veya yanlış, cennet veya cehennem, iyi veya kötü, bu ülke, bizim ülkemiz. "

Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?.

_____________________________________________________________________________________________
Yazar rumuzu:toprak11
Eser sıra no:100219.04


ARAF

Kiminin yaşamak, kiminin kaçmak istediği bir yer Türkiye. İçinde yaşayana hapis, dışında kalana cennet burası. İyisiyle kötüsüyle, doğrusuyla yanlışıyla da olsa burası bizim.

Türkiye’ye yanlışlar hakim şu sıra. Hemen hemen hiç kimse kendini doğru ifade edemiyor. Doğru ifade edenler ise hayatını mahvediyor. Özgürlük kısıtlı; ama kendi kendine özgür kılınmış olanlar başta, halkı yönetmeye çalışıyorlar. Daha doğrusu, elde olan güçleriyle…Hep isyan ettiğimiz, ama hep de desteklediğimiz güçleriyle.Milletin bam teline basıp, seçme hakkımızı kendi lehlerine kullandırıyorlar. Ata’mı özlüyorum. Türkiye’yi cennet yapan tek niteliği! Bütün dünya, önümde sadece onun için eğiliyor, başkaları sırf onun için bana ibretle bakıyor ve kıskanıyorlar. Ne yazık ki kıymetini bilemiyoruz, gençler siyasetçi olmaktan vazgeçiyorlar. Nerede kalmış eski meclis? Nerede sadece bağımsızlığımızı kazanmak için, şerefini ezdirmemek için birbirine bağlı vekiller? Nerede seçtiğimizden asla pişman olmadığımız vekiller? Çok geride kaldılar. “ İşte itina ettiğimiz ülke: Türkiye.” gibi gurur verici sözler, hepsi geride kaldı.

Asla yanlış değil benim rüyalarım, kurduğum ütopya. Orada Türkiye var, bir gün bir Atatürk evladı gelecek ve değiştirecek bütün yanlışı, silecek hafızalardan aç insanların cehennemini, kimse kötü lafını kullanmayacak, inanıyorum. Hangi Türk hak etmiyor ki? Hangi ana, iyiyi hak etmiyor ki? Hangi gerçek doğruyu hak etmiyor ki?

Aç var, hem de çok! Verilen maaş, açlık sınırının altında. Ülke için yapılan bir şey yok. Herkes kendini düşünüyor. Anlamıyorum; Türkiye yüceldikçe, onlar da yücelecek, bunu bilmiyorlar. Sokakta yatan insanlar var. Hangisi hak etmiyor daha güzel bir yatağı? Hangi cennet kabul ediyor, sokakta yatan insanın “rahatlığını”? Alt ve üst ayrımı yapılıyor en üst safhada. Açlık delirtiyor insanı. Zengin kilo vermek için diyet yapıyor, fakir zaten kilo veriyor. Devlet “şişman” vatandaş istemiyor. Suç oranı yükseliyor hâliyle. Aç insan, aç olduğu için hırsızlık yapıyor. Her şey insanın kendisini veya nefsini doyurmasıyla alakalı değil mi? Yaşlı deyip hürmet duyduğumuz adam, maaş sırasında hayatını kaybediyor. Tezat ki, onlar yaşam için para kazanıyor. Bu kadar mı önemsiz insanoğlu? Bu kadar mı bencil? Devlete isyan nidaları, kulaklar tırmalıyor adeta. Hepsi biraz daha karınlarını doyurmak için, çocuklarını yetiştirebilmek için. Yine fark etmiyor, yine duymuyorlar. Varsın duymasınlar, cennet karşısındaki kapı cehennem değil mi? Elbet bir gün kalacaklar arafta, ama böyle giderse yol ateşten yana. “ Teyzeciğim, aldığın iki kuruş maaş yeterli mi sana?” diye soru yönlendiriyorum maaş kuyruğunda genç olmak zorunda olan ihtiyara. “ Ödemediğimde elimdekileri de elimden alacak olan faturaları ödüyorum, geri kalanıyla da bir ekmek alabiliyorum, çok şükür! ” diyor. Bunun yeterli olduğunu mu düşünüyorlar? Aynı maaşla yaşamaya davet ediyorum onları. Bakalım hangi mağaza “kapatılacak” bu maaşla?

Doğru öğretim, en iyi eğitim burada işte. Eğitimin şart olduğunu söylediler. Hoş, doğru da söylediler; ama ebeveynleri iyi yetiştiremediler. Onlar iyi yetişmedi diye, çocuklarını okula yollamadılar. Kızlar için dernek kuruldu, aileleri yine iflah olmadı. Bazıları evde eğitim vermeye çalıştı. Sürekli “ Oku! ” denildi bize, ama okulda hep istediklerini verdiler. Köylerde hizmet verilmedi, okumadılar. Bu yüzden o gençler, “ Çok gezen bilir.” dedi ve gezmeye verdiler kendilerini. Yer çekimi yasasını okulda öğrendik, Newton’un nasıl başardığını dışarıda. Bizim kafamızda “ Ne okuyacağız? ” sorusu film çevirdi, mutsuz sonla bitti; çünkü biz vazgeçtik. Kızlar genç yaşta kadın olmaya özendi; bazıları zorlandı. Önlerinde örnek yoktu, anlamadılar. Eğitim bazılarının istediği gibi olacak diye, binlerce genç idam sehpasına yatırdı geleceklerini. Kimsenin yetenekleri dikkate alınmadı., gençler yine vazgeçti. Eğitim, hep genele hitap etti. Aydınlar, doğrunun okumak olduğunu bildiği için, kendilerini kitaplara defnetti. Bazıları onları da bezdirdi, kendilerini insanlara adamaktan vazgeçtiler. Gençler yine öğrenmedi, yine vazgeçtiler. Binlerce gencin hayallerini minik yuvarlaklara bağladılar. Çoğu bu yolda kendini mahvetti, bir yere gelemedi. Cehalet padişah oldu, biz yine şahlarımızı başkalarının eline verdik. “ Tek yol, çalışmaktan geçer. “ denildi, yine mahvolduk, yine geri kaldık. Sadece “öğretim” oldu, eğitim yuvası denilen okulun adı. Hani okul insan hayatına eşdeğerdi? Bu yolda hayatlar söndü. Nerede Ata’mın dedikleri?

Doğu, batı, kuzey, güney bizimdi; fakat biz şimdi ayırmaya başladık. Doğu batıyı sevmedi, batı doğuyu hor gördü. Doğudakilere önem verilmedi, batıdakiler verilen değeri önemsemedi. Hep başkalaştık. Cennette ayrı mevkii yok. Herkes aynı yerde. Açılım olmayana kadar kimse ırkını bu kadar fazla savunmamıştı. Bu galeyana gelme değil de nedir? İşte bu, cehalettir. Peki, neden bile bile cehalet? Sen, artık kimsenin etkisinde kalma! Lafta barışı savunma, uygula, öğreterek, eğiterek. O kadar aç insan varken, o kadar üşüyen veya çaresizlikten ıslah evine düşen çocuk varken, hobi olsun diye boş şeylerin peşinden koşma. Türk, Kürt, Ermeni, Çerkez, Laz; hepsi insan. Hiçbiri başka dünyadan değil. Eğer saydıklarımın içinde herhangi birinin aç veya üşüyen çocuğuna üzülüyorsan, sen de insansın demektir bu. Kendini kaybedip herhangi bir insanın peşinden yürüme. Kendini eğit, büyük insan ol. Büyük insan ol ki, cennet veya cehennem, iyi veya kötü, doğru veya yanlış bu ülkeni daha da yücelt, takdir edilen yap. Biraz da olsa Ata’na olan borcunu öde. Koru bu ülkeni özelleşmesin. Yine sadece burada olana özel kalsın. Dinle rüzgârı bak ne diyor: “Ne mutlu Türk'üm diyene, ne mutlu Türkiye'liyim diyene ! Kaldık yine cennetle cehennem arasında ya, sonumuz hayrola…


önceki eser / sonraki eser