Konusu : " Doğru veya yanlış, cennet veya cehennem, iyi veya kötü, bu ülke, bizim ülkemiz. "

Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?.

_____________________________________________________________________________________________
Yazar rumuzu:rüzgar77
Eser sıra no:100224.04


BİZ ÜLKEYİZ

İnsan oğlunun en değişmez huylarından biridir benimsemek. Bir eşyayı benimseriz mesela yada bir hayvanı. ‘Benim lafımı çaldın.’ deriz kimi zaman. Neden? Çünkü o lafı ilk ben söylemişimdir ve o artık benim lafımdır. Ve insanlar kendilerinin olan bir şeye zarar gelmesini asla istemez. Bir kalem mesela. O kalem senindir ve senelerce kullanmışsındır beklide. En değerli eşyaların arasındadır. Ona zarar gelmesini ve ya kaybolmasını istemezsin. Birisine ödünç vermeye bile çekinirsin. Peki ya yaşadığımız bu ülke… O da bizim değil mi? Ona da sahip çıkmak, koruyup kollamak görevimiz değil mi?

İnsanlar hayatları boyunca hep karar verirler. Yarın doktora gideceğim. Salı günü mor elbisemi giyeceğim. Sınava yarın akşam çalışacağım. Vs. vs. Bu kararlarımız kişiseldir. Ve genellikle kendimize göre doğru olandır. Sınava yarın akşam çalışacaksam bu akşam başka işlerimi halledeceğimdir. Kendimiz için sorun yoktur ve sonuçtan da memnunuzdur. Bir de ülkemiz için düşünelim. Oy kullanmak örneğin. Belli bir yere kadar kişisel doğruluğumuzu kullanırız. Ama bu sefer sonuçlarından sadece biz etkilenmeyiz. Benim verdiğim oy bir başkasının verdiği oyla çakışabilir. O zaman? Sonuçta ikimizin de verdiği oy kendimize göre doğru. İkimizde kişisel çıkarlarımıza yarayacak bir karar verdik. Ama ne oldu? Bir yerden sonra fikirlerimiz, çıkarlarımız çatıştı. Aslında güzel bir durumdur bu. Farklı fikirlerin olması… Farklı açılardan bakmayı öğretir bize. Farklılıklarla yaşamayı… Doğrularla ve yanlışlarla bir arada olmayı…

Türkiye’de yaşayan bir çok insan kışın gelmesini daha doğrusu karın yağmasını iple çeker. Kimi yağış şekline hastadır karın, kimi oluşturduğu manzaraya. Kimi arkadaşlarıyla geçireceği güzel vakitleri düşünür kimi ailesiyle karda geçireceği bir hafta sonunu. Hatta önceden yapılmıştır birçok program. Her şey güzel olsun diye. Ve o an geldiğinde…. ‘İşte cennet ’ deriz. ‘Cennet bu olsa gerek!’. Karda oynamak, yuvarlanmak, eğlenmek… Tarifsiz bir haz verir insana. Adeta cennettesinizdir. Ancak bu keyifli anda yaptığınız dikkatsizce bir davranış bütün her şeyi mahveder. Örneğin; ayağınız kırılmış olabilir. Acı çekiyorsunuzdur ve hemen hastaneye gitmeniz gerekir. Yola çıkarsınız ancak sıkışan trafik, kar yüzünden oluşan kazalar ya da tipi şeklinde yağan kar yolunuzu kapar. Ve canınızın acısı tarifsizdir. ‘Cennet’tiniz adeta cehenneme dönmüştür. O mutlu anlar yoktur artık. Ancak bu dönüşüme bizim hatalarımız sebep olmuştur. Cennetten cehenneme… Peki ya neden? Çünkü mutlu anlarımızda sadece o anı düşünürüz. İlerisini görmemiz imkansızdır. Aslında ileride ne olacağı pek umurumuzda değildir. O anı yaşamaktır önemli olan. O andan keyif alabilmek. Yani o an kendimizi tatmin edebiliyorsak sorun yoktur. Aynı seçim zamanı yapılan bazı yardımlar gibi. İlerisini düşündürtmeden tatmin edilen insanlar gibi. Mesela bende onlardan biri olayım. Maddi gelirim de düşük olsun. Bana yapılan aş, kömür, soba, para yardımları benim hayatımı cennete çevirir. O partiye verdiğim oy benim için gayet mantıklıdır. Çünkü o parti kazanırsa yardımların devamının geleceğini düşünürüm. O anki mutlulukla karar veririm buna. O anki hazla. Cennete dönen dünyamda… Sonra zaman geçer ve gerçekleri görmeye başlarız. O kurtarıcı sandığımız parti hiçte sandığımız gibi değildir. Ne yardımlar vardır ortada ne de mutluluklarımız. Aksine her şey ters düz olmuştur. Çünkü geleceğini sandığımız yardımlardan dolayı başka yerden herhangi bir yardım aramayız. Sonuçta iyice kötüleşir durumumuz ve hayatımız ve belki de verdiğimiz bu oydan dolayı bütün ülkenin cenneti cehennem olur.

İnsanlar hayatta yaptıklarıyla birbirinden ayrılırlar. Birbirine zıt olan iki kavrama. İyilik ve kötülük. İyiler ve kötüler. Hayatta bu yakıştırmalar yapılırken insanların yaptıkları göz önünde bulundurulur. Her insan hata yapar. Her insanın kusurları vardır. Ancak yaptığı iyilikler, güzel şeyler, bıraktığı anıtlar vs. birçok şeyin üstünü örter ve o kişinin iyi biri olarak anılmasını sağlar. Bunu sağlayan şeyde verdiği kararlardır. Aslında verdiği kararla birlikte etkilediği alandır da. Bir toplumu, bir ülkeyi ya da bütün dünyayı etkileyen biri sadece üç beş kişiyi etkileyenden daha iyi biri olarak anılabilir. Yani iyi, daha iyi, çok daha iyi, en iyi gibi iyilerde kendi içinde ayrılabilir. Ancak sonuçta iyi iyidir. Kötülerde bu şekilde sıralanabilir ve sonuç olarak kötü kötüdür. İnsanı kötü yapanda verdiği kararlardır. Ancak etrafı etkilemeden sadece kendimiz için verdiğimiz kötü kararlar bizi kötü biri yapmayabilir. Çünkü kimseyi etkilememişizdir. Eğer bir çok kişi tarafından kötü tanınan biri varsa demek ki herkesi etkileyen kötü karalar vermiştir. Bu kişi bir okul müdürü, belediye başkanı, çok ünlü biri, başbakan ya da cumhurbaşkanı da olabilir. Ancak bu insanlar kararlarını vermeden önce birkaç milyon kez daha düşünmeleri gerekir. Çünkü alınan kararlar bir çok kişiyi –bütün ülkeyi- etkiler. Bir ülkenin nereye gideceğini bu kişilerin aldığı kararlar belirler. Ülkenin iyi ya da kötü olmasını belirlerler. Ki ancak bu kişileri seçende bizleriz.

Bizler ülkemizi ne kadar seversek, onu benimseyip kollarsak, ne kadar bütün ülkeyi düşünürsek sanırım o kadar doğru ve iyi kararlar alırız. Buda bizi iyi biri yapabilir. Bu ülkeyi oluşturan bizler olduğumuza göre iyi biz demek iyi ülke demek. Ve bu ülkede olanların etkileyeceği kişiler yine bizleriz. Biz nasılsak ülkemizde öyledir. Onunda yaşayan bir varlık olduğunu ve bize ait olduğunu unutmamız lazım. Çünkü, doğru yada yanlış, iyi ya da kötü, ‘bu ülke bizim’. Bu ülkenin cennet ya da cehennem oluşu da bizim. Ne olursa olsun, olaylar nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın bu ülke bizim.


önceki eser / sonraki eser