Konusu : " Doğru veya yanlış, cennet veya cehennem, iyi veya kötü, bu ülke, bizim ülkemiz. "

Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?.

_____________________________________________________________________________________________
Yazar rumuzu:öteki81
Eser sıra no:100224.10


DİYALEKTİĞİN ÖZGÜRLÜĞÜ

Karşıtıyla yüklüdür her şey
Mutlak çözümlerden vazgeç
Tartışılmaz mükemmellikler
Ne gizli kusurlarla gelir.

Atilla İlhan

İnsan sadece madde olarak değil, duygu olarak da insandır.
Merhameti olduğu kadar vahşeti de barındırabilir hücreleri
Korkmadan, gözünü kırpmadan öldürebilir birilerini
Cinayet işleyebilir evet veya
Hiç sebepsiz bir can için feda edebilir kendini
Kimi zaman sevgi sözcükleri mırıldanır dudakları
Kimi zamansa nefretini akıtır
Bazen verimli topraklara çıkar yolu
Bazense ürkütücü bataklıklar karşılar onu
İçinde rekabet, hırs, pişmanlık, yardımseverlik, vicdan ve ahlak vardır.
İnsanı bunlardan ayırmaya çalıştığımızda insan denen bir varlık kalır mı?

İnsan hislerinde patlak veren o müthiş diyalektik toplumlar için de geçerlidir. Bir toplumda iyinin, dürüstün, vatanseverin olmasının gerekliliği kadar kötünün, caninin, katilin de olması doğaldır. Tez ve Anti-Tez olmalı ki toplum bir senteze kavuşsun. Ne diyor Mevlana:”Yol kesenler olmadıkça, lanetlenmiş şeytan bulunmadıkça, sabırlılar, gerçek erler, yoksulları doyuranlar nasıl belirir, anlaşılır?”

Avrupa gerek bilimi, gerek teknolojisi, gerekse düşünce ve fikir mozaiği ile gelişmiş bir kıtadır. Lakin batının gelişmesinin ve kalkınmasının en önemli sebebi; doğru ya da yanlış yaşayabileceği her şeyi yaşaması, aramaktan ve denemekten yorulmamış olmasıdır. Avrupa Ortaçağ’da Skolâstik düşünceyi yaşadı. Topluma, yönetime ve hatta insanların tutum, davranış ve özgürlüğüne kilise el koyuyordu. İnsanların yaşama hakkı dahi kiliseye yani dine göre düzenleniyordu. İnsanın hiçbir kıymeti yoktu. Engizisyon mahkemelerinde yüz binlerce insan haksız yere ve çok defa servetlerini ele geçirebilmek için öldürülüyordu. Papazlar kendi çıkarları doğrultusunda günahları affediyorlar, hatta cennetten yer satıyorlardı. İnsani esaslar ve mantık kaybolmuştu. Birçok bilim adamı papazlardan farklı düşündükleri gerekçesi ile idam ediliyordu. İşte 15.yy.’de Rönesans hareketleri ile ilim ve teknikteki ilerlemenin yanısıra hür düşünce ortamının ilk adımları atılmış oldu. Akabinde reform hareketleri ile insanlık keşfediliyor ve yüreklerde yosun tutmuş hürriyet sevdası meydanlarda cereyan etmeye başlıyordu. Ardından Sanayi Devrimi beraberinde buharlı makineleri getirerek işçiye duyulan isteğin azalmasına sebebiyet verdi.

Bu durum kapitalist ve proletarya sınıfını meydana getirdi. Serbest piyasa ekonomisi kapitaliste proletaryayı sömürme özgürlüğünü tanıyınca bu emek sömürüsüne ve sınıflar arasındaki mücadeleye son vermek için işçi sınıfı önderliğinde ihtilaller yapılarak ve Avrupa’da dalga dalga yayılarak Sosyalizme geçildi. Gördüğünüz üzere batı doğru ya da yanlış demeden yaşayabileceği her şeyi yaşamıştır. Bu gelişmelerden bir kısmı insanlık adına kötü sonuçlar doğursa da hep ”Daha iyisi ne olabilir, çözüm nedir?”gibi soruları kendisine sormuş, yanlış da olsa denemekten, yaşamaktan kaçınmamıştır. Ve bence özellikle bu sebepten ötürü kalkınabilmiş, hürriyetin ana yurdu olmuştur.

Türkiye ise önyargıların beşiği bir ülke olarak,değişimden korkmuş,değişime neden olacak öğeler ise derhal yok edilmeye çalışılmıştır.1968’de gençler bilhassa bu körüklenmiş önyargıları yıkmak ve dünyayı değiştirmek adına geleceğe yürüdüler.Daha iyi bir toplumun,daha iyi koşulların,daha iyi bir düzenin olabileceğine tüm kalpleriyle inandılar.Devrim diye atan kalpleriyle..

Fikirleri, görüşleri uğruna savaştılar. Öldüler ve öldürüldüler. Lakin ideallerinden asla taviz vermediler. Evet, belki yanlış düşünüyorlardı. Belki de gerçekten düşledikleri sadece bir ütopyaydı; fakat düşünmekten asla kormadılar. Keşke düşüncelerini yaşamalarına izin verilseydi. Keşke Deniz’in, Hüseyin’in, Erdal’ın idamları gibi ülkemizin tarihinde kara bir leke olan düşünce katliamları yaşanmasaydı. Keşke her fikirden, her görüşten, her renkten insanımız olduğu için gurulanabilseydik; çünkü eğer gelişmek istiyorsak buna ancak görüşlerin mozaiği ile ulaşabiliriz. Ben düşüncelerin özgürce yaşandığı, törpülenmediği, yeni yeni düşüncelere de önayak olunduğu bir Türkiye istiyorum. Ben “Sen yanlış düşünüyorsun, ben doğru düşünüyorum”gibi cümlelerin insanlar tarafından sarf edilmediği bir Türkiye istiyorum. Ben vücudunu deldiren, saç baş birbirine karışmış marjinal gençleri gördükten sonra kendini sorgulamaksızın ”Gençlik nereye gidiyor?” diye düşünen zihniyetin yok olduğu bir Türkiye istiyorum. Ben farklılıkların, zıtlıkların, değişimlerin kaos olarak değil de zenginlik olarak algılandığı bir Türkiye istiyorum.

Ben tam anlamıyla ötekilerin olmadığı bir Türkiye istiyorum.
Düşünceleri yıkmak isteyenlere inat,
Zincirleri kırarcasına söylüyorum ki;

Var olsun ülkemin
Marksisti,Şeriatcısı,Ateisti,Sağcısı,Liberalisti,Muhafazakarı,Anarşisti,İdealisti,Materyalisti,Dindarı,Nihilisti,Ümmetcisi,Alevisi,Sünnisi…
Her şeyiyle var olsun
Ülkem var olsun ve milletim yaşasın…


önceki eser/sonraki eser