Konusu : " Doğru veya yanlış, cennet veya cehennem, iyi veya kötü, bu ülke, bizim ülkemiz. "

Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?.

_____________________________________________________________________________________________
Yazar rumuzu :nesil20
Eser sıra no : 100216.04


BU MEMLEKET BİZİM

“Bir Başkadır Benim Memleketim.”

19.yüzyılın başlarında, Türk toplumu, yapılan yeniliklere uyum sağlayacak potansiyele sahip değildi. Buna rağmen, 1920 yılında Mustafa Kemal ve arkadaşlarının önderliğinde cumhuriyet rejiminin temelleri atılmıştır. Dönemin siyasal ve sosyal yapısı göz önünde bulundurulduğunda Türk toplumunun, bu rejime ayak uyduramayacağı aşikârdır. Fakat dönemin siyasal sivrilmiş çehrelerinin ve bu fikirlerin kurucusu olan Mustafa Kemal’in verdiği mücadele sonucunda Türkiye, sonunun gelmeyeceğine inandığı bir rejime ayak basmıştır: Cumhuriyet…

Türkiye, uluslararası konjonktürde, saygınlığını kazanmış; ancak henüz istenilen seviyeye ulaşamamış bir ülkedir. Türkiye Cumhuriyetinin gelişmesi, bireylerin bakış açısını değiştirmesi, globalleşen dünyanın getirdiği yeniliklere açık olmasıyla gerçekleşecektir. Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan vatandaşlar, din ve düşünce özgürlüğüne sahiptir; ancak ülkemizde yaşanan birçok üzücü olaylardan biri de ifade özgürlüğüdür. Cumhuriyet rejimiyle yönetilen bir devletin böylesi gereksiz sorunlarla uğraşmaması, geleceğe dönük çıkarımlarda bulunması gerekmektedir. Çünkü cumhuriyet rejimi, hoşgörüyü, bireyin özgür düşüncesini ve ona saygı duyulmasını öngörür. İyi ya da kötü, cennet ya da cehennem dünyanın neresine giderseniz gidin, her yerde bu kavramlar aynıdır.

Atatürk, 1934 yılında bir konuşmasında şöyle diyor: “Ulusal bir halk kitlesi, doğu geleneklerine bağlı kalmışsa, yanlı ve köstekleyici alışkanlıklar sonucu bir takım tekellerin vesayeti altına sürüklenebiliyorsa, bu kitle adına milli iradeyi temsil eden aydınlar harekete geçerler. Kitleyi çağdaş bir düzene getirir, batıl itikatlarla, hurafelerle savaşırlar. Devrim yaparlar. Geri düzeni değiştirirler. Bunun için plebisite başvurulmaz. Ve yine, bugün, dünyanın her yerinde iki kere sekiz on altı eder. Bunu on kişi böyle dese ve yüz kişi de on diye ısrar etse, yüz kişinin dediğini mi kabul edeceğiz ?”Öyleyse biz de kuralları belirtilmiş cumhuriyetimizi koruyacak ve ülkemizi her haliyle seveceğiz.

Atatürk’ün “Medeni Hukukta, Aile Hukukunda takip edeceğimiz yol ancak uygarlık yolu olacaktır. Hukukta idare-i maslahat ve hurafelere bağlılık, milletleri uyanmaktan men eden ağır kâbustur. Türk milleti üzerinde kâbus bulunduramaz!” ifadesi de ülke yönetiminde, ahlaki değerleri hiçe sayarak sözünü geçirenlerin çoğunlukta olması; doğrunun, iyinin ve cennetin her yerde aynı olduğunu savunanlarınsa azınlıkta olması dürüst insanları geri plana itmiştir. Bu durum birçok vatandaşımızın umutsuzluğa kapılmasına neden olmuştur. Oysa iradeli, kendine güvenen, kendi gibi hisseden, kendi diliyle söyleyen bir ulus var olduğu sürece gökyüzündeki yıldızlar gibi daima varlığımızı sürdüreceğimize inanıyorum.

Türkiye, birçok etnik grubun bir arada yaşadığı, acıların ve mutluluğun birlikte paylaşıldığı bir toplumdur. Bu toplumda yaşayan herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Bunu hala idrak edemeyen bireylerimiz var. Bunu kabul edemeyenler:

a) Ya çok cahil,

ya da

b) Kötü emeli olan kişilerdir.

Günümüz Türkiye’sinde ikinci şıkkın olma olasılığı daha yüksek görünüyor. Ulusal bağımsızlık ve özgür bir vatan kolay elde edilmiyor. Türkiye Cumhuriyetinin de adını altın harflerle dünya literatürüne yazdırana kadar ne zulümlere ne zorluklara maruz kaldığı bilinen bir gerçektir. Bütün bunların bilincinde, yüzümüzü aydınlığa dönerek, bastığımız yeri görerek, ilerleme yolunda, Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş uygarlık seviyesine çıkması için, bireyler olarak üstümüze düşeni yapmalı ve yaptırtabilmeliyiz. Sadece siyasi ve diplomatik başarılarla yetinilmemeli, ülkemizi ekonomik başarılarla da taçlandırmalıyız. Ekonomik anlamda ilerleme kaydedebilirsek önümüzde hiçbir güç duramayacaktır. Bütün bunlar da nitelikli, ilkeli ve çalışkan bireylerin var olmasıyla gerçekleşecektir.

Hiçbir oluşum kendiliğinden ve amaçsızca meydana gelmez. Bunun için hedeflerimizi yüksek tutarak, her şeyin en iyisini yapmamız gerekir.

Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenler her geçen gün eğitimde yenilikler yapmakta ve uygulamaya koymaktadırlar. Fakat eğitim hala istenilen düzeyde değildir. Kitapların içeriğinin değişmesi ve bilişim teknolojisine yönelik olması, dar gelirli bireylerin bilgiye ulaşmasını zorlaştırmıştır. İyi bir eğitim için sürekli yapılması gereken etkinlikler vardır. Bu, bireyin araştırarak daha iyi öğrenmesini sağlayacaktır. Ama bilgisayarı olmayan birinin istediği zaman bilgiye ulaşması mümkün olmadığından eğitim sistemi de adil değildir. Avrupa ülkelerinde, özellikle ekonomik refaha ulaşmış ülkelerde, bilgisayarlı eğitimin var olması olağandır. Gelişmekte olan Türkiye’nin bilgisayarlı eğitime geçme çalışmaları biraz zamansız olmuştur; çünkü daha henüz alt yapısı oluşturulamamış yerleşim birimleri –Benim yaşadığım yer gibi-vardır. Öncelikle ekonominin düzeltilmesi, kişi başına düşen milli gelirin arttırılması gerekmektedir. Yönetime geçen liderlerin eğitim ve öğretim konusunda duyarlı olmaları, gerçekçi ve uygulanabilir sisteme yönelmeleri gerekir. Bugüne dek yönetimde söz sahibi olan liderler, hep kendi bakış açılarıyla Türkiye’yi yönetmiş ve ülkemizi bugünkü olumsuz konuma getirmişlerdir.

Bizler, Türkiye Cumhuriyeti’nin birer vatandaşı olarak, var olan gidişatı, akıl ve mantık süzgecinden geçirerek rotamızı doğru olana çevirmeliyiz. Bunun için eğitim ve öğretime önem vermeli, her konuda bilinçlenmeliyiz.

Günümüzde, uluslararası eğitimde son sıralarda olmamız bizim özeleştiri yapmamızı ivedileştirir. Toplum olarak okumayı, araştırmayı ve sorgulamayı pek sevmiyoruz. Bu yüzden de çağı geriden takip ediyoruz. Bunu tersine çevirmemizin zamanı gelmiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün gençliği olarak bizler Türkiye Cumhuriyeti’ne yakışan bilinçle davranmalıyız. Emredilen değil, emreden; mağluplardan değil, galiplerden olmalıyız. Damarlarımızda akan asil kan da bunu gerektirmektedir. Ve inanıyorum ki, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının tek emeli de budur.
Her kargaşanın arkasında bir dinginlik, her rüzgârın öncesinde bir sessizlik vardır. Türkiye Cumhuriyeti de atılım ve yeniliklerle dünyayı kasıp kavuracaktır.
Bu ülke bizim ülkemiz. Yaşayacağımız sürece dünya konjonktüründen adımızı sildirtmeyecek, hatta onun üstüne yaldızlattıracağımız günlerin bizi beklemesi dileğiyle Nazım Hikmet’in şu dizeleriyle yazımı sonlandırıyorum.

“BU MEMLEKET BİZİM

Dörtnala gelip uzak Asya’dan

Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan

Bu memleket bizim

Bilekler kan içinde

Dişler kenetli

Ayaklar çıplak

Ve ipek bir halıya benzeyen toprak

Bu cehennem, bu cennet bizim

Kapansın el kapıları

Bir daha açılmasın

Yok edin insanın insana kulluğunu

Bu davet bizim

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

Ve bir orman gibi kardeşçesine

Bu hasret bizim”


önceki eser / sonraki eser