Konusu : " Doğru veya yanlış, cennet veya cehennem, iyi veya kötü, bu ülke, bizim ülkemiz. "

Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?.

_____________________________________________________________________________________________
Yazar rumuzu:mavi67
Eser sıra no:100223.23


BİZİM Kİ BASTIĞIMIZ YER

‘‘Dörtnala gelip Uzak Asya’dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim.’’
Evet, Nazım’ın dizelerindeki bu memleket bizim.

Akdeniz’in büyüleyici güzelliğini karşısına alan o sahiller de bizim, kumda ayağımızı kesen o cam da bizim… Karadeniz’in hırçın dalgalarını alan ormanlar da bizim, ağacın altındaki o çöp de bizim. Asya’yı Avrupa’ya bağlayan köprü de bizim, saatlerce beklediğimiz o trafik de… Egenin zeytini de bizim, Anadolu’nun şalvarı da…

Cennet gibi yerde yaşıyoruz der bazılarımız. Cennet gibi yer... Evet, Akdeniz, Ege, Karadeniz, Doğu Anadolu hepsi görülmeye değer.

Bazılarımız da der cehennem… Yaşanılacak yer mi burası? Cehennem kirlettiğimiz sahillerse, görmediğimiz sokak çocuklarıysa, okumadığımız kitapsa, dumanlarla doldurduğumuz havaysa, evet, burası cehennem, her ne kadar dilim varmasa da… Kelime dökülmek istemiyor dudağımdan, çünkü ateşi yakan biz değil miyiz cehennemde, yanacak olan da?

Tüm mutlulukları bize sunuyor ülkemiz. Tek bir yerde bin bir çeşit renk. Şalvarı, eteği, şalı, poşusu… Peki, göz kamaştıran bu güzelliğin sahibi bizler, koruyor muyuz tüm bunları göz bebeğimiz gibi? Mehmet Emin Yurdakul’un şiiri düşündürüyor beni:

‘‘Yazık, sana ağlamayan şiire;

Yazık, sana titremeyen vicdana,

Yazık, sana uzanmayan ellere;

Yazık, seni kurtarmayan insana!’’

Her ne kadar aldırmazlığın içinde olsak da sevgi aşılmaz kapıların anahtarıdır daima. Yurda küsmemeliyiz bu zamanda, sıkı sıkı tutmalıyız ipini ve öyle bir sevgi olmalı ki içimizde beslediğimiz, sille tokat da atsalar bize, nasır da tutsa ellerimiz, yine de bırakmamalıyız ipi.

Her yarışın sonucu ve dereceye girenleri vardır. Bizler de güzelleştirme yarışındayız ülkemizi. Ödül herkese eşit… Temiz hava, kardeşlik, barış, iyi bir eğitim, sağlık ve daima gülümseyen gözler… Bu yarışa herkes katılabilir. Kardeşliğin şiiri yazılabilir ayrı kalemlerden; elma tohumu sabırla beklenebilir çocukların şen sesleri düşünülerek dallarda; özgürlüğün resmi yapılabilir kâğıtlara farklı renklerle… Eğmeyelim ülkemizin başını, boynu bükük yürümesin, korkmasın dış görünüşlerden. Bilsin şiirler ona yazılır, vicdanlar titrer gönülden, eller uzanır sevgiyle, bilsin ki bizler kolundan tutacağız düştüğünde…

Sahiplenme duygusunu yaşamalıyız doruklarda. Geçmişten aldığımız güven: geleceğe vereceğimiz mirasımız olmalı; yan yana yürüyebileceğimiz arkadaşımız, vatan sevgisiyle korkmadan giden askerlerimiz olmalı; güzellikleri bize sağlayan ülkemize vereceğimiz borcumuz olmalı zirvelerden diplere düşmeyeceğine dair. Devam eder Nazım’ın dizeleri:

‘‘Bilekler kan içinde, dişler kenetli ayaklar çıplak

Ve ipek bir halıya benzeyen toprak

Bu cehennem, bu cennet bizim!’’

Bizim demek yeterli değil mi, yerimizden kalmak için? Engelin boyu ne olursa olsun, bir olunan kalplere ne dayanabilir ki? İnançla ilerlenen yola dayanmaz ayakkabılar, ne önemi var ki direnen ayaklarımız olunca. Bayrağımız dalgalandıkça semalarda, daha da sağlam basarız toprağa çıplak ayakla.

‘‘Kapansın el kapıları bir daha açılmasın

yok edin insanın insana kulluğunu

Bu davet bizim!

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

Ve bir orman gibi kardeşçesine

Bu hasret bizim!’’

Düşlediğimiz ülke şah damarımız kadar yakın bize; çünkü biz değil miyiz çıkaracak olan?
Her suretten sevgi yayılsın ülkemize. Gören gözlerimizi kapatmayalım kalplerimizle, gücümüz olsun aşikâr; terörü, açlığı, gönül fakirliliğini silelim defterden. Başka bir diyar var mı ki anlar bizim dilimizden?


önceki eser / sonraki eser