Konusu : " Doğru veya yanlış, cennet veya cehennem, iyi veya kötü, bu ülke, bizim ülkemiz. "

Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?.

_____________________________________________________________________________________________
Yazar rumuzu:kumsal17
Eser sıra no:100218.21


TASVİRİ İMKANSIZ

Yeni bir güne merhaba demişti. Gözlerini araladı, karısına baktı ve yataktan aşağı indi. Gıcırdayan yatağın karısını rahatsız edeceğini düşünerek yavaş hareket ediyordu. Başucundaki dolabın üzerinden kol saatini aldı ve geciktiğini fark ederek hızlı davrandı. Yan odada uyuyan kızını her sabah öpmeyi asla ihmal etmezdi. Ama bu kez, bu sabah onu da ihmal etmişti. Eli ayağı birbirine dolaşarak, kapıyı usulca kapadı, evden ayrıldı.

Ahmet Mithat otuz beş yaşında, özel bir bankada temizlik görevlisi olarak çalışan, zayıf, uzun boylu, kömür gibi saçları olan bir adamdı. Beş yüz kırk liralık asgari ücretle, iki çocuğu ve karısının yüzünü güldürmeyi kendisine borç olarak görüyordu. Hiçbir işe yorucu demez, var gücüyle o işe dört elle sarılırdı. O sabah da paltosunu giyip işine gidiyordu. Haziran ayı olmasına rağmen hava oldukça sisliydi. Havada, ağaçlarda, hatta yuvalarından çıkan kuşlarda bir donukluk, hüzün vardı. Tıpkı Ahmet Mithat’ taki gibi. Bu sabah gözleri sadece adımlarındaydı. Attığı her adım yüzüne vuran bir tokat gibi onu sekmelere uğratıyordu. Ana yola çıktığında, gelen ilk dolmuşa binerek işyerinin yolunu tuttu. Dolmuşta geçen bir saatin ardından, bankanın önüne gelmişti. Kapıdan girdiğinde, kendisine selam veren güvenlik görevlisine selam vermeden hızlı adımlarla temizlik odasına yöneldi. Çok garip davranıyordu. Aceleci, hızlı bir şekilde, giysi dolaplarının kapılarını çarpıyordu. Bir şey arıyor gibiydi. Fakat diğer çalışanların dolaplarını da karıştırarak. Bir ara durdu. Dolapların birinden aldığı bir kağıt parçasını hiç çekinmeden cebine koydu. Yaptığının yanlış bir davranış olduğuna umursamadan işinin başına döndü ve bankayı temizledi.

Akşam olduğunda ellerinde poşet poşet yiyeceklerle eve dönmüştü Ahmet Mithat. Karısı ona ikramiye mi aldığını sorunca, gülerek “evet” demişti. Oldukça mutlu görünüyordu. Yaptığı işten keyif almış gibiydi. Ne de olsa karısının ve çocuklarının yüzü gülmüş, karısı ve çocukları mutlu olmuşlardı.

Ertesi gün bankaya giden Ahmet Mithat, bankadaki memurların ve arkadaşlarının asık suratlarıyla karşılaşınca ister istemez kuşkulanmıştı. Herkesin gözü ondaydı. Meğerse bu ay bankada müfettişler tarafından tarama yapılıyormuş. Bütün kamera kayıtları da inceleniyordu. Bunu duyan Ahmet Mithat ürkek, korkak adımlarla o kağıt parçasını, daha doğrusu arkadaşının yemek fişini aldığı odaya yöneldi. Kare biçimindeki, küçük köhne odanın tavanında gözleri bir şeyler arıyordu. Tavandaki o küçük kamerayı gördüğü an, yere oturup, elinden oyuncağı alınmış küçük bir çocuk gibi ağlamaya başladı. Gözlerinden duyduğu pişmanlık her haliyle okunuyordu. İçeriye giren memurlardan biri, müdürün odasına gitmesi gerektiğini söyleyince koşarak bankayı terk etti. Koşarak, birinin takip ettiğini düşünerek ilerliyordu.

Korku, pişmanlık ve zihninde duyduğu o tuhaf acı dolu sesler onu büsbütün etkisi altına almıştı. İşten çıkarılmanın da verdiği hüzünle durmadan koşuyordu. Yaptıkları onda derin yaralar açmıştı. Bu yaralar bir bıçaktan daha keskin, asla iyileşmeyecek yaralardı. Ölene kadar Ahmet Mithat ile birlikte olacak ve onun beynini bir perde gibi aralayacaktı. Tasviri imkansızdı. Ahmet Mithat’ ı görmek, bu tasviri görmek demekti.


önceki eser / sonraki eser