Konusu : " Doğru veya yanlış, cennet veya cehennem, iyi veya kötü, bu ülke, bizim ülkemiz. "

Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?.

_____________________________________________________________________________________________
Yazar rumuzu : küçükcadı20
Eser sıra no : 100120.01

İŞTE ÖYLE BİR ŞEY

Yine bir bavul duruyordu kapının önünde. Ve gözyaşlarını saklayan bir anne... "Gitme" diyemiyordu. Neye yarayacaktı ki kelimeler? Kanatları bir kere rüzgâra değmiş bir martıyı artık ne alıkoyabilirdi ki göklerden? Susmak, o an yapılması gereken tek şeydi. Ama ana yüreği bu veda sessizliğine dayanamadı. "Biraz daha kalsaydın oğlum. Ya da temelli dönsen. Durumun yerinde çok şükür." Aldığı yanıt kadıncağızı şaşırtmadı: "Anacığım çok güzel bir hayatım var benim, yapma böyle. Mutluyum ben." Son cümle kadının kulaklarında yankılandı. "Mutluyum ben". Kadıncağız belki psikoloji ya da felsefe bilmiyordu ama şunu iyi biliyordu ki mutluluğun ölçütü para değil, tebessümdü, kahkahaydı. Oğlu, yurtdışında yaşamaya başladığından beri gülümsemeyi bile beceremiyordu. Mutsuzdu. Ve bunu anlayamayacak kadar yitirmişti duygularını. Oğlu eski Ahmet değildi artık!.. Yenilik arayışı uğruna kendini feda etmiş o mutsuz insanlardan biriydi.

Çoğu insan görüp de ulaşamadıkları için, sahip olup da göremediklerini feda eder. Elinizdekilerin kıymetini bilmek zordur. Çünkü artık sizi heyecanlandırmayan bu değerler yaşamınızın içine sindiklerinden "zaten var" diye nitelendirilip köşeye atılırlar. Oysa sizi siz yapan hayatınıza sindirdikleriniz değil midir?.. Sahip olduklarınız oluşturmaz mı sizi, dünyanızı?
Yeni heyecanlar için elinizdekileri feda etmek, aynalarda duran o aksinizi bir maskeye çevirmektir. Geriye ne kişiliğinizden, ne umutlarınızdan ne de sevinçlerinizden eser kalır. Bu, söz konusu bir anne, bir baba, bir eş olduğunda da böyledir; üzerinde yaşadığımız toprak olduğunda da...

Bugünlerde değerinin farkında olmadan topraklarını bırakıp giden Ahmetler var. Dünyanın başka yerlerinde cenneti arayanlar... Sahip olduklarının farkında bile değiller. Gidişlerinin sebebini sorduğunuzda da şöyle diyorlar: "İstediklerime ulaşamıyorum, burada güvende hissetmiyorum".

Güvende olmak; tanıdık sesler duyup, tanıdık gözlerle buluşmaktır. Bastığın toprağın kokusunu bilmek, Yanından geçenin bakışından acısını anlamaktır. Dünyada güvende yaşamak için bir yer arıyorsak, orası hayata gözlerimizi açtığımız yerdir. Bu topraklardır. Belki farkında değiliz ama, bir insanın ihtiyacı olan anlayış bu topraklarda hiçbir yerde olmadığı kadar var.
Mesela isyanlar sadece Karadeniz kıyılarında kayalara çarpar. Güneşin bile dünyayı unuttuğu bir gün, bir uçurumun en ucunda oturup da "Neden!!?" diye bağırdınız mı hiç? Etrafınızda kimsecikler yokken.. Dalgalar size dokunmak istercesine yükseldikçe yükseldi mi kıyıya her vuruşunda? Yaşadıysanız bilirsiniz; Karadeniz'in deli dalgaları kinin, isyanın, nefretin tek ilacıdır. Ne cesurdur, ne dosttur o kara gözlü deniz.. Dinler sizi, anlar.. Öyle anlayıp susmaz da, konuşmaktan korkmaz. Duymasını bilene o beyaz köpükler neler anlatır neler...

Beton yığınlarına inat, dağlardan yeşil taşar. Karadeniz'de çalılıklar, ağaçlar çimentoya yenilmez. "Ben doğayla iç içe yaşamak istiyorum" diyenlerin toprağıdır Karadeniz.
Hayat şartları zordur ama insanlığı da insanlıktır Doğu'nun, Güneydoğu'nun. Buralardaki kardeşlik sadece kâğıt üstünde değildir. Komşu komşunun akrabasıdır, kan bağına gerek yok. O sapsarı başak tarlalarından bir amcayı çıkarıp sorsanız "Ermeni misin, Kürt mü yoksa kökenin mi Türk?" diye, ya bilmez, ya da "Ne fark eder hemşerim, niye soruyorsun ki?" diye cevap verir. Bunun hesabını niye yaptığınızı anlamaz, çünkü onun için yan evdeki aile Kürt de olsa, Ermeni de olsa Acem de olsa Arap da olsa aç yatıyorsa, bu onun ayıbıdır. Kimseyi öksüz koymaz o bozkır toprağın insanları. Dünya çalkalansa ırk, dil diye, hatta bazıları "sorun var" deyip onları gösterse de işaret parmaklarıyla; onlar hoşgörü dersi verircesine, aldırmadan kardeşliğini korur.

Dinginliği simgeler Ege. Sessiz gecelerin, yakamozların hayat bulduğu yerdir. Yıldızların "Buradayız" diye haykırdıkları, güneşin gökyüzünü yalnız bırakmadığı bir masal diyarıdır. Hiç Ege veya Akdeniz sahillerinden birinde yıldızları seyrederek uyudunuz mu? Bütün sıkıntıların gözkapaklarınızın dışında kaldığını, her göz kırpışınızda biraz daha sakinleştiğinizi hissettiniz mi? Akdeniz gecelerine sarılmanın verdiği huzur nasıl anlatılır ki? Hani bazen bir anı bir ömür yaşamak isteriz ya, işte öyle bir şey...

Kim ne derse desin, bu vatanın her adımında yaşamanın ayrı bir tadı vardır. Burada nefes almak bile başkadır. Kusurları var diye başka yurtlar aramayın. Sizin olmayan bir toprağa "vatanım" demeye çalışmakla neyi çözeceksiniz ki? Terk edeceğinize yanlışlıkları düzeltmeye çabalayın. Gitmeyin.. Gitmeyin ki gözleriniz geçen her gemide tanıdık bir çehre aramasın. Yurdunuza giden her tren sizi çağırmasın. Gitmeyin, gitmeyelim ki bu topraklarda umudun ışığı tükenmesin.


önceki eser / sonraki eser