Konusu : " Doğru veya yanlış, cennet veya cehennem, iyi veya kötü, bu ülke, bizim ülkemiz. "

Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?.

_____________________________________________________________________________________________
Yazar rumuzu :kitap06
Eser sıra no :100217.05


KISA BİR TÜRKİYE HİKAYESİ

Nasıl ki her son yeni başlangıçlara gebeyse, bizim hikayemiz de acıklı bir sonla başladı ve mutlu bir başlangıca doğru yelken açtı. Bu kutsal yolculukta büyük kayıplar vermenin tarihsel acısını her ne kadar hala yüreğimizde taşıyor olsakda başarıya giden yolda katlanılan zahmetlerin azametinin*, tepenin ardındaki ödülü daha da değerli hala getirdiğini unutmamak gerekir.

Bir ülkenin halkına sunabileceği en büyük hazine topraklarının altında değil kuruluşundaki hikayede gizlidir. Bu hikaye toplumun bütün dokusuna öylesine güçlü bir şekilde nüfuz edebilir ki hem içte hem de dışta milyonlarca insana esin kaynağı olabilecek bir nitelikte tezahür* edebilir ve hatta asırlar boyunca kitlesel bir motivasyon unsuru olarak etkisini artarak devam ettirebilir. Bu sebeple tıpkı bir heykel gibi üzerinde ihtimamla* ne kadar çalışıldığı, kıvrımlarındaki zerafeti, detaylarındaki olağanüstü inceliği, büyüleyici estetiği, ender bir yapıt oluşu, paha biçilemezliği ve kimin eseri olduğu, onu emsallerinden ayrı kılan ve bakanları kendisine hayran bırakan önemli özellikleri olacaklardır. İşte Türkiye’nin kuruluş hikayesi de dünya tarih sahnesinde yerini alan böylesine eşsiz ve nadide başyapılardan bir tanesidir.

Sancılı bir doğum sonrası dünyaya gelen Türkiye’nin yaşadığı zor dönemler, hayati tehlike taşıyarak dünyaya gözlerini açan masum bir bebeğin büyüme süreçleriyle çok yakın benzerlikler taşımaktadır. Sevgili annesini doğumda, güçlü babası Osman’ı ve akrabalarının bir çoğunu da savaşta kaybettiğinden henüz bihaber olan Türkiye için zorlu günler ufukta belirmeye başlamış ve bütün aile fertlerini bir telaş havası sarmıştır. Bağışıklık sistemi zayıf olan, zorlukla nefes alabilen, bir kolu kırık, normal bebeklerin aksine ağlamaya bile mecali olmayan, engelli adayı olarak gösterilen, kimi doktorların ümitsiz vaka olarak gördüğü ve dış dünyadan soyutlanarak yoğun bakımda hayata tutundurulmaya çalışılan bu bebek için doğum haberini alan babasının azılı düşmanları işi şansa bırakmak istememiş, tetikçilerine derhal emir vererek Türkiye’nin ölüm fermanını çıkarmışlardır.

Ne var ki bu haberi duyan babası Osman’ın sadık hizmetkârlarından Mustafa Kemal uzun bir sessizlik döneminin ardından nihayet ortaya çıkarak bütün aile meclisini toplama kararı almış ve Osmanlı’nın gelecekteki modern yüzü olabilecek son temsilcisi Türkiye’nin vesile olduğu bir bağımsızlık mücadelesinin artık başlatılmasının gerekliliklerini ortaya açıkça koymuştur. Bağımsızlık mücadelesinin amacı haline gelen Türkiye’nin yaşam savaşı, bütün umutlarını yitirmiş bir halktan yeniden bir aile yaratmış, onları yek* bir vücut haline getirmeyi başarmış ve yeniden bir amaç etrafında toplanmalarını sağlayarak Mustafa Kemal öncülüğünde bir bağımsızlık hareketinin başlatılmasına neden olarak ortaya çıkmıştır.

Herkes için umudun simgesi haline gelen ve koca bir milleti hamisi haline getiren Türkiye, bu yeni ailesinin güçlü inancı ve bitmek bilmez üstün çabalarıyla yaşama dört elle sarılmış ve hasta adam olmaktan sonunda kurtulmayı başarmıştır. Hamilerinden Mustafa Kemal öncülüğünde toplanan askeri birlikler de var güçleriyle kendisi için gönderilen bütün tetikçileri bertaraf etmiş ve Türkiye’nin büyümesi için huzurlu bir ortam sağlamaya yönelik ellerinden gelen bütün çabayı sergilemişlerdir. Fakat talihsizlik Türkiye’nin peşini yine bırakmamış, emeklemeye başladıktan on beş yıl sonra** babası gibi gördüğü Mustafa Kemal’i de kötü bir hastalık sebebiyle yitirmiştir. Yaşaması bir mucize olarak görülen ve yıllar boyunca yaşanılan ızdırap dolu acılardan sonra nihayet hayati tehlikeleri atlatan Türkiye için de artık yeni bir dönem daha böylece başlamıştır.
Dönemin her yeni çocuğu gibi Türkiye’de başlarda fiziksel gelişiminin vermiş olduğu sıkıntıları, hastalığının sebep olduğu kendi iç travmalarını ve dışarıdan gelen tehditlerin oluşturduğu kaotik ortamı yaşayarak büyüdü. Önce doğuştan gelen rahatsızlıklarını atlatdı, sonra emekledi, yürüdü, koştu, biraz da haylazlık etti derken ergenlik çağının vermiş olduğu hırçınlık, sinirlilik gibi psikolojik sorunların yanı sıra yaşının getirdiği yeni fiziksel sorunlarla da karşılaşmaya başladı.

Yeri geldi dışarıda oynamak, yeni arkadaşlar edinmek istedi ama hala zayıf olan bünyesi nedeniyle ve korumacı tavırlarla izin verilmedi. Yeri geldi yeni oyuncaklar, tıpkı başkalarının sahip olduğu modern cihazlar istedi ama ailesinin onu kurtarmak için yaptığı büyük masraflar ve yaşadığı büyük kayıplar nedeniyle bu isteklerini bir türlü gerçekleştiremedi. İçinde hep bir ukde kaldı. Çocukluğunu başka çocuklar gibi doya doya yaşayamadı. Sürekli herkesi kendisine tehdit olarak gördü ve içine kapanık bir hayat sürdü. Geçmişinin ona yüklediği misyonu taşımakta zorlandı. Bazen ağladı bazen de yaşının vermiş olduğu gençlikten dolayı isyan etti.

Geçmişte yaşadığı dönemleri her ne kadar unutmaya çalışsada zaman zaman gördüğü kabuslara ve kötü anılarına yenik düştü. Yaptığı sert çıkışlar bazen aile fertlerini bile ciddi bir biçimde kırıcı ve zarar verici boyutlara ulaştı. Kendisine karşı nefret uyandırıcı tepkilere neden oldu ama yine de kimse ondan vazgeçmeyi bir an bile düşünmedi; çünkü o zor kazanılan bir zaferin eseriydi. Büyük acıların içerisinde doğan bir güneş gibiydi ve bir çok kişinin yaşayacağına ihtimal bile vermediği bir mucizenin ürünüydü. Adı büyüktü ama henüz yaşı küçüktü. Büyüyeceği gün hep sabırsızlıkla bekleniyordu ve artık kendisi için verilen emeklerin karşılığını göstereceği o gün de nihayet gelmişti. O gün, bugündü !

İşte bu Türkiye’nin kısa bir hayat hikayesidir. İyisiyle kötüsüyle, doğrusuyla yanlışıyla, sevabıyla günahıyla; cennet veya cehennem, bu ülkenin bizim ülkemiz olduğu unutulmamalıdır. Konfüçyüs, “..... hayat binlerce kareden oluşur. Ben size o karelerden sadece birini öğretebilirim. Gerisini siz kendi kendinize öğrenmiyorsanız; sizin için yapacak hiçbir şeyim yoktur!” diyor. Mahatma Gandhi de “Düşüncelerimiz duygularımızı, duygularımız alışkanlıklarımızı, alışkanlıklarımız değerlerimizi, değerlerimiz davranışlarımızı, davranışlarımız karakterimizi, karakterimiz de kaderimizi belirler” diyor. Modern Türkiye’nin kuruluş hikayesi de bu bağlamlarda incelenmeli, kuruluşundaki mücadeleler iyi anlaşılmalı ve küllerinden doğan bir milletin önünde istediği zaman hiçbir engelin var olamayacağı bilinmelidir. Vizyonumuzun kaderimiz olacağı, imkansızın sadece zaman alacağı ve aynı kararlılıkla yola devam edilmesi gerektiği yeniden hatırlanmalıdır.

** 1923 ve 1938 yılları arasına atıf yapılmıştır.
*** Özel Not: Türkiye’nin doğum süreci 1923 öncesi mücadele dönemleri olarak kabul edilmiştir.


önceki eser / sonraki eser