Konusu : " Doğru veya yanlış, cennet veya cehennem, iyi veya kötü, bu ülke, bizim ülkemiz. "

Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?.

_____________________________________________________________________________________________
Yazar rumuzu:keman35
Eser sıra no:100219.21


O EV BİZİM EVİMİZDİR

Bir millet uyanıyor... Uyanan millet aynaya baktığında kendine her sabah aynı soruyu soruyor. Bu coğrafyayı bu kadar özel kılan, üzerinde durmaksızın düşündüren, insanların uğruna hayatlarını feda ettiği nedir? Bu ülke neden ve nasıl vazgeçilmezdir?

Herkes için ayrı bir anlam taşır bu ülke; pusulanın ibresi hangi tarafa dönerse farklı bir cevap alınır bu ülke hakkında. Ve bu cevap bazen küçük kerpiç duvarlı köylerden, bazen yüksek binalı şehirlerden, bazen de uçsuz bucaksız denizin tam ortasındaki insanlardan gelir. Çünkü bu topraklara anlam veren; hayatı onunla paylaşan ve bu paylaşım doğrultusunda alış-verişte bulunan insanlardır. Bu milletin insanları çeşitli duygular, geleneklerle doğarlar. Farklı şekillerde büyütülürler. Ama bu ülke farklı yolların hepsini- kendi doğası dolayısıyla- bir noktada kesiştirir. Kesişen yollar kendi geçmişlerini de beraberinde getirirler; toprak yol asfalta karışır ve birbiriyle kaynaşır. Medeniyetlerin başlangıç noktası olan bu coğrafya üzerinde kurulu Türkiye’den başka bir yerde bulunması zordur bu özelliklerin. Burada medeniyetler kurulmuş, yıkılmış, yüzyıllarca savaşılmış, hesaplar yapılıp bozulmuştur; diğer bir deyişle tarih bu topraklar üzerinde kaleme alınmıştır.

İşte bu nedenlerden ötürü karşıtlıklar Türkiye’de yıllardır çatışırlar. Bazıları bu ülkeyi bir cennet olarak tanımlarken, diğerleri, içinde yaşamanın zorluğundan bahsederler. Okula gitmek için yalınayak halde, donmuş dereden geçmek zorunda olan ve bunu gönüllü olarak yapan öğrenci ile eğitim almayı boşa geçen yıllar olarak tanımlayan öğrencinin, geçinebilmek için iki-üç işte birden çalışan ile çalışmanın anlamını bilmeyenin birlikte var olduğu bir ortamda uç noktaların bulunması elbette doğaldır. Bu ülkede zengin ile yoksul arasındaki uçurum belirgindir, eğitim alan, alamayan ve almayanlar ülkenin gelişimine doğrudan etki etmektedir. Bu ülkede geçici olduklarını hep göz ardı eden yöneticiler insanları kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye devam etmektedir. Birçok suç işlenmiştir ve insanların hakları hala ihlal edilmektedir. Yanlışları dile getiren insanlar günümüzde de yıllardır olduğu gibi susturulmaya çalışılmaktadır. Yanlış da vardır, kötü de; kimine göre çekilmezdir hayat.

Fark edilmesi gereken ise, bu ülkenin farklılıkları siyah ile beyaz arası ile değil, bir ressamın elindeki bütün renk çeşitleri ile nitelendirmesidir. Her bölgesinde farklı özellikler barındıran, dolayısıyla türlü devletlerin hüküm sürdüğü bu topraklarda elbette tek bir ses ve onun yankılarının duyulması beklenemez; koyun sürüsüne benzemez bu ülkenin insanları.

Günümüzde tanık olduğumuz gibi her kesimin farklı düşünce tarzları vardır. İyiyi, doğruyu ortaya çıkarmak ve cennet hissine ulaşmak da yine bu düşünceler yoluyla olabilir ancak. Farklı renkler, farklı yollar, gerek uyum sağlayarak, gerekse çatışarak birleştiğinde ortaya çıkan sonuç hep ileriye dönük olacaktır. Bu ülke Mustafa Kemal Atatürk’ün açtığı kapıdan ileriye doğru adım atmıştır ve geride kalan kapı kapanmak zorundadır. Yol almaya başlamış olan Türk halkının yapması gereken etrafına bakmaktan, kapanan kapıdan geri dönmeyi düşünmekten vazgeçmek, yoldan saptırmaya çalışan engelleri aşmak ve insanoğlunun tarih boyunca minnet duyduğu bu coğrafyayı ve üzerinde oluşan toplumu sahiplenmektir. Sahiplenme duygusu aidiyeti de beraberinde getirir; ki bu kavramlar ne bir ideolojiye, ne bir çıkara ne de bir kitleye hizmet eder. Ortaya çıkacak sonuç vatan sevgisidir ve kendiliğinden olmalıdır. Ancak bu ülkede yaşayan insanlar her köşeden gelen sese açık olmak zorundadır. Pir Sultan Abdal, idama götürmek yerine takdir edilmelidir; Nazım Hikmet’e, bizim ve “hepimizin” olan bu ülkeden sürgüne göndermek yerine hak verilmelidir ve Uğur Mumcu katledilmeden önce, bu ülkenin insanları ona siper olmalı ve onun toplumu ileriye taşımasını sağlamalıdır.

İşte ancak o zaman bu ülkenin üzerindeki örtü kaldırılıp altındaki güzelliğin farkına varılabilir. Bu ülke fırsatlarla doludur; karşılık beklemeden iyi yüzünü gösterir onu yaşamayı ve ona saygı göstermeyi bilenlere. Aidiyet duygusuyla hareket eden bir toplum, üzerinde yaşadığı toprak parçasını kendi evi olarak tanımlar ve bu düşünceyle korur. Türkiye’nin birinin ya da başkasının değil, bizim ülkemiz olduğu da bu şekilde anlaşılır. Karalamak ve vazgeçmek hep kolay olandır; zor olan ise kabullenmek, üzerinde durmak ve uğraş vermektir. Çay kokusu zeytine karışmıştır bu ülkede. Portakalın ferahlığı Ağrı Dağı’nın esintisiyle birleştiğinde ortaya dünyada eşi benzeri olmayan bir durum ortaya çıkar. Yeri ve günü geldiğinde yine bu ülkenin dört bir yanından insanlar tek vücut hareket ederler; hak aramak için, korunmayanı korumak için, özgürlük mücadelesinde savaşmak için. Evet, bu ülkenin insanları “çılgın”dır ve bu sıfatı yaşadığı coğrafyaya borçludur. Bu ülke dünyaya öğretilerini taşıyan bilim adamlarının ve içinde yaşadıkları uygarlıkların ülkesidir. Seksen yedi yıldır da Atatürk’ün kurduğu genç ve dinamik Türkiye Cumhuriyeti bu coğrafyaya nüfuz etmiştir. Bu etkiyi kaldırmak isteyenlere cevap yine bu ülkeyi seven ve korumaya hazır olan Türkiye halkı tarafından verilebilir. Bu ülke üzerinde sorumluluk sahibi olan – ki bu tanım ırk, dil, din, kültür ve gelenek farkı gözetmeden her vatandaşı kapsar – insanlar el ele verip bu ülke üzerindeki tozu süpürdüklerinde bu ülke parıldayacak ve insanlığın ilk yıllarından itibaren olduğu gibi göz kamaştıracaktır. İşte o zaman aynada kendine neden sorusunu soran millet, cevabını bilmenin kararlılığıyla güne başlayacak ve ayak bastığı toprağı takdir edecektir.


önceki eser / sonraki eser