Konusu : " Doğru veya yanlış, cennet veya cehennem, iyi veya kötü, bu ülke, bizim ülkemiz. "

Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?.

_____________________________________________________________________________________________
Yazar rumuzu: kaptan09
Eser sıra no:100218.26


TEK SEVDAM MEMLEKETİM

Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde tasa olsun
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun
Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikâyet ölümden olsun

Cahit Sıtkı Tarancı

Sen benim hasretimsin, özleminle yanar yüreğim, asla vazgeçemediğim memleketimsin. Savaşıyla, barışıyla, derdiyle, tasasıyla, hüznüyle, sevinciyle yoluna baş koyduğum sevdamsın. Cahit Sıtkı Tarancı’nın şiirindeki gibi doyasıya yaşamak için bu memleket, onu yaralamak için değil.

Ufuklarına daldığımda yorgun düşen gözlerim; beyaz bir kuğu gibi süzülür yamaçlarında. Kaskatı kesilmiş yüreğim hafifler bir martının kanatlarında. Geçit vermez göz alıcı dağların hep güven verir bana. Çağlayan ırmakların bolluk, bereketle gelir sarı tarlalarına. Kuşlar şarkılarını söyler, rengârenk burcu burcu kokan çiçeklerin arasında. Bunca güzelliğe kim sahip olmak istemez. Tabiat ananın sunduğu bu güzelliği kim doyasıya yaşamak istemez? İki kıtanın arasında bir gerdanlık gibi duran bu inciye sahip olmak için kimler savaş vermemiş? Nice medeniyetler yok olmuş bu uğurda. Bu sebeptendir ki az oyunlar oynanmamış üstünde. Nihayetinde bizlere açmış kapılarını bir daha kapatmamacasına. Esareti tanımadan, özgürlüğe at sürmüşüz bozkırlarında, ezelden beri. Bize kucak açan bu topraklara sımsıkı sarılmış, onu kendimize yar bilmişiz sonsuza dek.


Önceleri küçük bir fidan olan söğüt, sonrasında büyümüş, yeşermiş ve dalları boy göstermiş dört bir kıtada koca bir imparatorluğun kökleri atılmış bu vefalı topraklarda. Nice Fatihler fetihleriyle destan yazmışlar. Yerler, gökler nelere şahittiler kim bilir? Bir çağ açıldı, bir çağ kapandı amansız bekleyişlerle. Nice padişahlar, nice sultanlar gördü bu millet, ama görmedi dünya senin gibi memleket. Biz ondan başkasını yâr bilmedik. O bizim kavuşmak istediğimiz tek sevgili ve başucumuzun tek bekçisiydi.

Asırlar boyu yaşanan bu ihtişam, elbette bir gün gelip son bulmuş. Yanlış hesaplar Bağdat’tan dönmüş ve ilk tohumunu attığı yere geri gelinilmiş. Artık tüm çabalarımız onu korumak adına olmuş. Biz ne zaman üstümüze kara bulutlar çökse; hep tek yürek, tek bilek yürürüz ölümün alacakaranlığına. Kaybedilen ne yar, ne baba, ne kardeştir. Hepsi fedadır ona. Biliriz ki; cennetin yolu, bu cehennemin ortasında mangal gibi bir yürekle yanmaktan geçer. Bu ezelden beri böyle ve ebediyen de böyle kalacaktır.

Elinde silah, ayağında çarık olmadan, yarı aç yarı tok yürüdük düşmanın üstüne. Bayrak al rengini yiğitlerin kanından aldı. Nice ağıtlar yakıldı, nice türküler söylendi gidenlerin arakasından tek istenilen, özlenilen sevgiliye ‘vatana’ kavuşmaktı. Beklenilen oldu ve bir güneş doğdu üstümüze apansız kara gecelerin üstünden. Özgürlüğe giden yolda büyük önderin ayak izleri vardı. Ve yine onun ağzından haykırıyorduk özgürlüğümüzü çığlık çığlığa. İşte savaşın son küllerinden yeşerdi bu ulu çınar! Sevenlerin kavuşmasına, kardeş kavgasına, çıkan isyanlara, anaların feryadına asırlar boyu tanıklık yapmıştı. Artık yorgun bedeni dayanamıyordu. İsyanından yaprakları bir o tarafa, bir bu tarafa savrulup duruyordu. İstemiyordu artık kan ve gözyaşı. Meltem rüzgârlarıyla esmek, nisan yağmurlarıyla ıslanmak istiyordu. Kavgasız, gürültüsüz yaşamak, art niyetsiz. Yüzler güleç, yüzler aydınlık. Alabildiğine gönülden yaşansın istiyordu hayatı dertsiz, tasasız.

Evet, bir an önce kendimize gelip silkinmeliyiz. Bizi biz yapan değerlerimize sahip çıkmalıyız. Dedelerimizin canlarıyla gösterdiği fedakârlığı bizler ‘başım gözüm üstüne’ deyip sahiplenmeliyiz. Haydi, uyan o zaman, yeni doğan güneşle başla güne. Günaydın de bahçendeki güle, öten kuşlara. Paylaştıkça güzel her şey. Dertler, sevinçler, hüzünler paylaştıkça bütünleşir, güçlenir. Bu topraklar kini, düşmanlığı barındırmaz içinde. Öyle ki, tarih bunun apaçık bir kanıtı. Yeter ki isteyelim bizim her şeye gücümüz yeter. Aklımız ve vicdanımız doğru yönde olsun. İşte bu! Bu bizi diğerlerinden ayıran en büyük farkımız: Vicdanımız. Bu vicdan ki, cephede düşmanına merhamet eden. Matarasındaki suyu düşmanından bile esirgemeyen. Kim bilir bu memleket bu güzel erdemlerin karşılığıdır bekli de.

Düşmanımıza gösterdiğimiz bu olgunluğu birbirimize neden gösteremiyoruz. Bir zamanların olmazsa olmazı, medeniyet timsali bu topraklar neden kendi haline bırakıldı? Her türlü zenginliğe sahipken neden yarı işlenir durumda. Ayşeler, Aliler öğretmen beklerken, biz onlara okul götürmede neden gecikiyoruz. ‘Burası Muştur, yolu yokuştur’ deyip sevdiklerimize ulaşırken neden zorluk çekiyoruz. Çocuklarımız ve kadınlarımıza gereken önem ve duyarlılığı neden gösteremiyoruz? Geniş ve mutlu aile kavramını neden yitirdik? Selamlaşmıyoruz bile artık birbirimizle. Bayramlarımız neden anlam ve değerinden uzak. Neden mutsuzuz ve doyumsuzluk girdabındayız? Çareleri tüketmek yerine tek çarenin yine biz olduğunu neden anlamıyoruz? Haydi, bir cesaret, taşın altına biz de koyalım elimizi, korka korka yaşamaktansa, doyasıya yaşamak, alabildiğine özgür, alabildiğine insanca.

Kirlenmesin havası, suyu, toprağı yurdumun; kokladığımda mis gibi memleketim koksun. Suyu ilk günkü gibi berrak ve temiz olsun. Süzülsün ülkemin ovalarına, tarlalarına. Toprağı arı mahsuller versin, boy boy bahçesinde bağında. Madem yediğimiz içtiğimiz bir, biz de bir olalım. Beraberce yürüyelim bu yolda, düşsek de kalksak da. İçimizdeki duvarları yıkalım. Kavgamız bir bayramımız bir olsun.

Her şeye rağmen bu eşsiz güzellikler neden bize verilmiş hiç düşündük mü? Hala insanlığımızı unutmayıp, gücümüzü güçlüden yana değil de haksıza karşı kullanmamızdan olmasın. Örf ve adetlerimizi unutmayıp az da olsa hakkımıza razı olup sadece onunla mutlu olmayı bilmekten geçmesin. Yurt hasretini her türlü sevdamızın üstünde tutmaktan olmasın. Öylesine bir sevda ki; bedeli ölüme sürgün olsa razıyız. Özlesek de dağını dumanını biliriz ki, o bizim biz de onunuz. Son nefesimizi veremesek de üstünde, son arzumuz bedenimizin son yolculuğu yine ona olsun. Ancak öyle huzur bulur ruhumuz.

Her gecenin bir sabahı, her kışın bir baharı olduğu gibi; kötü olmadan iyi, acı olmadan tatlı olmaz. Doğru yanlış, cennet cehennem, iyi kötü bu bizim ülkemiz. Bir avuç toprağındaki şanlı geçmişimiz ve umutlu geleceğimiz. Sen, gülüne dokunduğumda kanasa da elim, kapansa da kapıların yüzüme bir bir, kokladıkça doyamadığım tek sevdamsın… Memleketimsin .


önceki eser / sonraki eser