Konusu : " Doğru veya yanlış, cennet veya cehennem, iyi veya kötü, bu ülke, bizim ülkemiz. "

Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?.

_____________________________________________________________________________________________
Yazar rumuzu: han99
Eser sıra no:100222.18


YOK, BÖYLE BİR ŞEY!

Türkiye… Medeniyetlerin birleştiği, yüzlerce devleti tarih sayfalarında eskitmiş toprakların sahibi ülkem… Kimileri Avrasya’da, kimileri Avrupa’da, kimileri Asya’da der bu ülkeye… Bu ülke, atalarımızın en değerli, en eski tarihi eserlerinden bile değerli, kadim bir emanettir insanına.

Mümkün müdür ki dünyada hep iyiler kazansın? Ya da mümkün müdür herkes en yüksekteki mevkiye sahip olsun? Bu tüm dünyada böyledir zaten. Gereklidir de… Bir başbakan kadar, sokaklarda kâğıt toplayan bir insan da, dağdaki çoban da gereklidir dünyaya. Dediğim gibi yaşadığımız yer “Dünya”. Cennette değiliz. Ne yazık ki herkes aynı şekilde yükseklerde yaşayamaz.

Ülkemiz Türkiye, gerek kültürü, gerekse doğal güzellikleri ile cennettir vatandaşına. Bu herhangi bir ülkede rastlanabilen türden bir cennet değildir. Bir şeye cennet diyeceksek benzersiz olmalı değil mi? Kimseye cehennem olamaz bu ülke. İnsanı güzeldir benim Türkiye’min. Eşsizliği, cennet oluşu işte buradan geliyor ya zaten…

Yaşarız, çalışırız, ter dökeriz, bazen emeğimizin karşılığını alır, bazen alamayız. Üzülür, ağlar, seviniriz. Kimi aşka düşer gönüllerimiz, kimi ayrılık ateşine. Hayat bu. Bazen cehennemin azabını yaşatır bize, bazen cennetin huzurunu. Zaten insan değil midir kendisinin cenneti de cehennemi de?

Fakat kötüyü iyiye, cehennemi cennete çabucak çevirme yeteneğine sahiptir benim canım insanım. Günlerden en berbatını bile yaşamışsa, dünyanın en rezil, en kötü halindeyse bile, bu ülke cehennemini körükleyen zebani olamaz asla…

Eşsizliği, cennet oluşu, cehennemi körükleyemeyişi… İnsanımdan geliyor bu. Kimde var ülkemdeki anneler, kimde var evladını kaç yaşında olursa olsun içten içe özleyip eli ayağına dolaşan babalar? Hangi evladın cehennemi sönmez ki sıcacık bir anne kucağına sarılıp, orada kaybolduğunda…

Gurbet eldeysen bile, cehennemi söndürecek birisi vardır etrafında. Çarşıdaki bir dükkâna selam verip oturmanın tadı da bir başkadır mesela. İkramlar, çaylar ve benzersiz muhabbet birden mutlu eder, cehennemini söndürür, iyi eder insanı. Herkesin herkese verecek bir lokma ekmeği, edecek iki çift lafı mutlaka bulunur. Dolmuşta ya da sırada beklerken hiç tanımadığı insanlarla dertleşmek, hastane odasını paylaştığı kişilerle uzun sürecek dostluklar kurmak, yolda kalmış bir arabanın sahibine omuz vermek, insanı insan diye katıksız sevmek yalnızca benim insanıma özgü.

Özenilen Batı’da bu tadı kim verebilir ki? Hangi Londra, New York esnafı, dükkânına gelen tanımadığı bir adama askerlik anılarını anlatır, çocuklarından, eşinden bahseder, hangi Batı esnafı “Kardeşim”, “Birader” diye hitap eder, “yine bekleriz”, “Allah’a emanet ol” diye kırk yıllık dostuymuşçasına uğurlar tanımadığı insanı?

İşte benim ülkemin eşsizliği, cennet oluşu buradan gelir. Böyle kültür yok, böyle insan yok dünyada! Bu ülke cehennemi de yaşatsa, cennetin cehennemi olur anca. Gül bahçelerinde olan bir cehennem ne kadar cehennemdir tartışılır… Ancak kesin olan bir şey vardır ki, Türkiye’min insanı, Türkiye isimli cennetin yaratıcısı, bekçisi, koruyucusudur… Geçmişte görüldüğü gibi, cennetini savunmak için canını, kanını göz kırpmadan verecek kadar da fedakârdır. İçten içe duyar, içten içe ağlar, içten içe katlanır. Memleketimin insanı sabır taşıdır.“Alim değildir ama ariftir.”Susup katlanışına bakıp “saf” zannetmek büyük yanılgıdır.

Mutlaka yerini ve zamanını bekliyordur.

Arayın ama bulamazsınız. Dünyanın hiçbir yerinde yok böyle bir şey…


önceki eser / sonraki eser