Konusu : " Doğru veya yanlış, cennet veya cehennem, iyi veya kötü, bu ülke, bizim ülkemiz. "

Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?.

_____________________________________________________________________________________________
Yazar rumuzu:felsefe27
Eser sıra no:100223.07


BENİM, SENİN, ONUN VE ÇOCUKLUĞUMUN…

Ülke, vatan ve millet bütünlüğünden oluşur. Her insan topluluğu, millet olmadığı gibi her toprak da vatan değildir.Ancak insan bedeninden akan sıcak kan, soğuk toprakla birleşir ve toprak, kendisi için kanını akıtan insanı bağrına alıp onunla bir bütün oluşturursa insanlar, millet, topraklar, vatan olabilir.Onlara yok olmayacak isimler veren de budur.Atatürk ‘Tarih, bir milletin kanını ,varlığını hiçbir zaman inkar edemez.’ demiştir.

Olguları değerli yapan, üstlerindeki emektir. Bir zamanlar, birileri ülkesi için cehennem gibi yerlerde savaştıysa artık o ülke, istisnasız her köşesiyle cennettir.

Ve biz bu ülkeyi en saf şekilde severiz; çünkü o bizim ülkemizdir. Burada her olayın diğerlerinde olmayan bir anlamı daha vardır. Herkesi bronzlaştıran güneş, patlıcan kurutmaya da yarar. Herkesin yemek yediği kaşıklarla, burada dans da edilebilir.Herkesin ölümden korktuğu savaşlarda burada, esarete olan tiksinme vardır.Çünkü bizim olan, özgür olmadıkça ona bakıcılık etmekten başka ne işe yararız? O zaman cennet, endüljansla satın alınabilen bir arsadan ibarettir. Belki her seçimde üstüne bir kat daha çıkılır.Doğru olan, başınızı ağrıtmayacak olandır.Ve iyi olan, sizi rahat uykunuzdan kaldırmayacak her şeydir.Ama zaten o uyku bile satılıktır.

‘Baksana kim boynu bükük ağlayan?
Hakk-i hayatın senin ey Müslüman!
Kurtar artık o biçareyi Allah için.
Artık ölüm uykularından uyan!’

Daha geçen yüzyılın başlarında göz kapakları ağırlaşmaya başlayan bir millete, Mehmet Akif böyle haykırmıştı.Çöken bir imparatorluğun toz bulutu altında uyuşmak, özgür ölebilmek mutluluğunu unutturmak üzereydi.Bu yüzden ne kadar sağlam ayağa kalktıysak bu ülkeye o kadar bağlıyız.O bizim annemiz gibidir; ama onu çocuğumuz gibi şekillendirecek olan da biziz.

İnsanların kimliklerini, kökleri ve yaşadıkları ülkeler etkiler.İsimleri, zevkleri, doğru ve yanlışları bulundukları çevreyle anlam kazanır.En sevdiğiniz şeyleri düşünün; bunları sevmenizde çocukluğunuzun bir etkisi olmadığını söyleyebilir misiniz? En saf gözlemler çocuklukta yapılır.Doğru veya yanlış en etkili tespitler, fark edilmeden de olsa bu dönemde saptanır ve kişiliğe oturur.Konuşmanızda, yürümenizde giderek anne-babanıza benzersiniz.Çıraklar, ustalarının yolunu seçemezler, ustalarının yoluna düşerler.Slavların kurutulmuş balıklara, Amerikalıların kızarmış patateslere ve Uzak doğuluların kızarmış böceklere bayılması bundandır.Yürüyebildikleri ilk günlerden beri ağızlarına aldıkları her farklı şey onları sevmelerine neden olmuştur.

Ülke benliği de böyledir.Çocuk aklına öğretilen ender gerçekliklerden biridir.Bu yüzden çabuk sahiplenilir.Ve sizin olan çoğu şey gibi onun da kendine has bir güzelliği olur.İnsanların bakış açıları, reddedilmesi zor ana hatlarıyla çocuklukta şekillendiği için de haklı olarak, onu sevmekten kendinizi alamazsınız.Milletlerin sudan bihaber çölleri ve topraktan eser olmayan buz kütlelerini sevmeleri gibi…

İnsanlar ülkelerini severler; çünkü doğdukları veya sadece adını duyabildikleri kara parçaları ilk sevdikleri şeylerdendir.Bataklıklar, volkan yamaçları ve tepesinden inilemeyecek dağlar bile sevilebilirken biz bu ülkeyi nasıl sevmeyelim?Çünkü o sadece bizimdir.Ona, bir annenin çocuğuna olan hayranlığı gibi bakılır .Baş ağrısı da uykusuzluk da daha doğru gelir. Belki biraz abartılı görünmüştür bu sevgi.Belki de her anneye kendi çocuğu güzel görünüyordur.Ama zaten bütün çocuklar da güzel değil midir?


önceki eser / sonraki eser