Konusu : " Doğru veya yanlış, cennet veya cehennem, iyi veya kötü, bu ülke, bizim ülkemiz. "

Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?.

_____________________________________________________________________________________________
Yazar rumuzu :elfida14
Eser sıra no : 100217.04


BİR YER VAR…

Bir yer var orada hepimiz içinOrada, Anadolu’daEvler Yunus'un evleriYollar Emrah'ın yollarıve Hayyam'dan birer rubai gemiler limanda.Deniz bildiğin gibi Orhan Veli'den kalmaMevsimse Yahya Kemal'in sonbaharıNedim'dir seyreylediğin bir elde mey, bir elde gülÇeşmeler Karacaoğlan'ınDağlar Köroğlu'nun dağları
Bir yer var orada hepimiz içinOrada, Anadolu’da.

Bir yer var orada. Aslında orada diyecek kadar uzağımızda da değil Anadolumuz. Bir yer var burada, içimizde. Biz mi memleketteyiz yoksa memleket mi bizde?

Buralarda kime sorsanız memleket nedir diye, cevap hep aynıdır: “Bu çorak toprakları görüp sanmayın ki memleketimiz bu kadardır. Memleket, toprağın üzerindekinde değil özündeki ruhtadır.”

Çamurlar içinden umuda yürüyen insanları uyanır bu memleketin her yeni güne. Fakat sanmayın ki ayakkabılarının ucunda çamurun balçıklanan sesi vardır. Onların geçtiği yolları umudun neşeli makamı çınlatır. Çünkü her sabah Mevlana’nın dizeleri doğar onların yüreklerine: “Ne kadar şey varsa düne dair, dünle birlikte gitti cancağazım. Bugün yeni şeyler söylemek lazım.” Yüzyıllar öncesinden yankılanan bu ses yeter bütün cehennem ateşlerini söndürmeye. Her sabah kararlı, inançlı, sevgi dolu yürekler işler memleketi ilmik ilmik. Belki dudaklarından kelimeler ılgıt ılgıt akmaz havaya. Hatta dilleri de biraz pütürlüdür ama her memleket deyişlerinde bu sevdadan harfler yanar dillerinde.

Günün tam ortasında şöyle bir soluklanır memleket yüzlü insanlar. Bir an dalarlar geçmişin hüzünlü sayfalarına: Cehennemi görürler yıllar öncesindeki. Toprak aynı topraktır. Fakat yüzler ne kadar farklı. Doğuya bakarlar yabancı, batıya bakarlar düşman.Memleket işgal altında. Sonra mavi gözlü bir aydınlık kovar bütün yabancı yüzleri. Sessizce bir güneş doğar memleketin üstüne. İşte o anda çınlar kulaklarında bir ozanın dizeleri: “Yaşamak; bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.Bu memleket bizim.”

Güzel bir rüyadan uyanıp devam ederler işlerine yeniden. Daha yapacak çok şey vardır. Çünkü yağmurun bereketli yüzü pek az görünür buralarda, güneşin ateşli alnını soğutur derileri. Bu topraklardan bedenlerine güneşin renkleri sızar yavaş yavaş. Elleri, belki güzel kokuların ruhunu taşımaz avuçlarında ama tırnaklarının derinine saplanan kıymıkların ucunda, emeğin renkleri oynaşır usulca.

Yorulunca bir türkü tutturur bu ülkenin insanları. Ucu yanık mektuplarda, telli turnalarda, sevdada can bulup bir sazın tellerinde dile gelen türkülerdir bunlar. Aşk kokan, hasret kokan, memleket kokan türkülerle can bulurlar yeniden hayat. Belki tarlalarında cennet bahçelerinin tomurcuk gülleri açmaz ama altın sarısı umutların aydınlığı külçeleşir burçak tarlalarının göğe yürüyen tomurcuklarında.

Gece olur, çeker güneş yorgun ışıklarını memleketin üzerinden. Bir karanlık basar aniden. Öyle bir karanlıktır ki bu; önce düşünceler kaybolur içinde sonra insanlar. Fakat bu karanlık da boğamaz umudun gülümseyen yüzünü. Çünkü aydınlık sevdalıdır karanlığa burada. Aydınlık gözbebeklerine damla damla sızar karanlığın. Yarına dair umutları filizlenir karanlığın toprağında, aydınlık yüzlü insanların.

Uzaklardan duyulan bir ninni sesi yankılar annenin. Bir masal anlatışı duyulur ninenin. Bir şarkı mırıldanır sevdalı gönül “Yine bir gülnihal, aldı bu gönlümü…” Biraz daha uzaktan bir radyo yanık bir köy türküsü gibi Nazım’ın dizelerini fısıldar kulaklara:

“Dörtnala gelip Uzak Asya’dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim

Bilekler kan içinde, dişler kenetli
Ve ipek bir halıya benzeyen toprak
Bu cennet, bu cehennem bizim.”

İşte biz böyle bir memleketin çocuklarıyız. “Çok gülmüş, çok ağlamış” bir ülkenin çocukları.Hakkımızı savunurken Dadaloğlu’ndan, Köroğlu’ndan güç alıp; sevdamızı anlatırken Baki’nin Nedim’in dizelerine sığınan; bir türküde ağlayıp, bir şarkıda sevinen; Karadeniz’de horon tepip, Ege’de efelenen. Cenneti de cehennemi de memleket bilen.

Bir yer var burada, içimizde. Biz mi memleketteyiz, memleket mi bizde?


önceki eser / sonraki eser