Konusu : " Doğru veya yanlış, cennet veya cehennem, iyi veya kötü, bu ülke, bizim ülkemiz. "

Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?.

_____________________________________________________________________________________________
Yazar rumuzu:dulsinya25
Eser sıra no:100218.06


ASIRLARDIR GELEN ÜLKE SEVGİMİZ

‘Benden eğerimi isteyiniz vereyim, atımı isteyiniz vereyim. Fakat vatanımdan hiç kimse bir karış toprak istemesin veremem.’demiş. Bir ayağı okyanusta, öbür ayağı Hazar'da olan dev, Mete Han. Hiç bir kusur yok muydu sanki? Topraklar elverişsiz bozkırın hakim olduğu bölgedeydi. Tarım zayıflamış, hayvancılık üst düzeydeydi. Bunlar gibi birçok şey önemi var mıydı onun için herhangi bir şey vatanını sevmemesine sebep olabilir miydi? Asla! O en büyük Türklerdendi aslında. Vatanı, toprağı için vermeyeceği tek bir şey yoktu. Canı pahasına bile olsa da. Ne olursa olsun herhangi bir şey, orası onun ülkesiydi. Bağımsızlığı, yaşamı, rahatlığı uğruna her şeyini vereceği yegâne hazinesi. O zamanlar bu ülke sevgisiyle yaşarken insanlar bire bin ekleyip bir yerlere gelirken bıraktıkları hazineyi yeterince koruyor muyuz? O zamanlar bir karış toprağa bu denli bağlılık varken, peki ya biz? Ülke kavramı herkese göre farklıdır aslında, ama kabul edilebilecek en doğru tanım şudur: ülke üzerinde yaşadığımız, milletimiz ve ailemizle hatıralarımızı oluşturduğumuz, kültürümüzün, devletimizin ve tarihimizin ortak öğesi toprak parçasına verdiğimiz isimdir. Ne mutlu ki benim ülkemin kurucuları ülkemize sadece toprak parçası gözüyle bakmamış uğruna canlarını feda etmiştir.

1921 yılı kasım ayında İnebolu’ya önemli miktarda savaş malzemeleri gelmiştir. Malzemenin bir an önce Kastamonu’ya iletilmesi gerekir. Cepheye gidemeyip de köylerinde kalan yaşlılar, sakatlar, kadınlar Menzil komutanlığının malzeme taşınması haberi üzerine kağnılarla yola çıkarlar. İnebolu’dan kağnılara yüklenen cephaneler Kastamonu’ya doğru yola çıkar. Bu cephane kollarında hep kadınlar vardır. Bunlardan biri de Şerife Bacıdır. Şerife Bacı top mermileri ıslanmasın diye kazağını mermilerin üzerine örtmüş, yavrusu ölmesin diye üzerine abanmış ve soğuktan ölmüştür, ama ölene kadar vücut sıcaklığını yavrusuna vermiştir. O günlerde rahat mı yaşıyordu? Sıcak yemek yiyebiliyor muydu? En önemlisi yaşamaya değer bir hayatı var mıydı? Hayır! Peki, neden bunları yaptı? Hangi anne çocuğunun üstünden kazağını alır da, merminin üstüne öter ıslanmasın diye? Türk anası! Farklıydık işte şimdiyse toprağımızda yaşayan, ona değer veren insanların kökünü araştırıyoruz sen Türk değilsin diye. Peki ya Türk evladı olup ta, kendi kardeşlerini, askerlerini öldürenlere ne demeli? Onlar Türk, diğer ben Türk’üm diyen Kürt değil mi? Bu damgayı vuruyoruz insanlara. O zamanlarda cepheye mermi taşıyandı Türk. Elinde bıçağıyla öleceğini bile bile o mermilerin önüne atandı kendini. Ülke için ölmenin yanında vatan için yaşamanın da bir görev olduğunu bilmek gerekir. Boş yaşamak marifet değil artık. Eğer sen bu cennet ülkenin evladıysan yaşayacaksın.

Ülke, millet bir bütündür aslında. Bunu en güzel Mehmet Akif İstiklal Marşı’nda anlatmıştır:
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda.Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda,Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda."

Türklerden başka dini ve vatanı uğruna canını vermeye hazır asker görmedim demiş Hamilton. Biz atalarımızın büyük fedakârlık, büyük emeklerle bize bıraktıkları bu ülkeyi, hak ettiği kadar iyi bir şekilde sahiplenerek diğer nesillere teslim etmeyi vefa borcu olarak görüp, bu inanç, azim ve sevgiyle yaşamalıyız. “Eğer vatan tehlikede ise, her şey vatana aittir” demiş ya George Jacques Danton.

İşte en doğrusunu en güzelini söylemiş…


önceki eser / sonraki eser