Konusu : " Doğru veya yanlış, cennet veya cehennem, iyi veya kötü, bu ülke, bizim ülkemiz. "

Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?.

_____________________________________________________________________________________________
Yazar rumuzu : davet22
Eser sıra no : 100217.03


BURASI TÜRKİYE

“Hoşgeldin bebek!
Yaşama sırası sende
Senin yolunu gözlüyor; kuş palazı, boğmaca, karaçiçek, sıtma, yürek enfaktı, kanser filan,
İşsizlik, açlık falan.” ¹

Doğan her bebeğin aldığı ilk nefesten itibaren on bin liralık bir borcun altına girdiği bir memleket burası, Türkiye. Orta Asya’dan göçüp yerleşmişiz bu topraklara. Tarih derslerinde iki farklı çağı kapatıp açtığımız söyleniyor ve sürekli olarak övündüğümüz tek şey bizim Osmanlı torunu olmamız. Nitekim bu bize fazlasıyla yetiyor; çünkü bu ülkede daha okuma yazma bilmeyen 4 milyon 930 bin kişi var resmi rakamlara göre ve bunların 3 milyon 850 bini kadın. Bu da bize bu ülkedeki kadın erkek eşitsizliğini gözler önüne seren en acınası tablo. Kız çocukları okula gönderilsin diye hala kampanyalar düzenleniyor, töre cinayetlerine kurbanlar veriliyor ve bize hala bir Arap ülkesi gözüyle bakılıyor. Okula giden her aklı başında çocuksa daha on yaşlarındayken başlıyor iyi bir üniversiteye girme telaşına ve belki de sadece bir soruyla kayıp gidiyor elden bütün emekler, dershanesiz yürütülemeyen bir sistemde.

“Memleket isterim,
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun
Kuşların, çiçeklerin diyarı olsun.” ²

Gün geçtikçe daha da siyaha bürünüyor gökyüzü ve toprak. Hepimiz bıkmadık mı artık; kış ayları kömür havası solumaktan ve çarpık kentleşme diye nitelendirilen o taş kentlerin kimsenin içinden bir türlü çıkamadığı sorunlarından? Sanayi mi bizi bu hale getiren ya da yeterli olmayan sanayi mi bizi gecekondulaşmaya iten? İlkokuldan beri bize öğretilen iki önemli özelliği var Türkiye’nin. Burası verimli topraklara sahip olan bir tarım ülkesi ve dört mevsimi yaşayabilen sayılı yerlerden biri. Aynı zamanda başka bir şey daha var dillerde. Bu verimli toprakları kimsenin kullanamadığı ve kimsenin kullanmak için hiç bir çabada bulunmadığı.

Son birkaç yıldır herkesin duymaktan usandığı bir sorun daha var “beyin göçü”. Ve ne yazık ki biz bunun da önüne geçemiyoruz.

Rotamızı değiştirelim biraz da ve bu ülkeyi iyi, doğru yapan cennetimize bir göz atalım.

“Dört nala gelip Uzak Asya’dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
Ve ipek bir halıya benzeyen bu toprak
Bu cehennem bu cennet bizim” ³

Ben nerede doğdum? Senelerdir nerede yaşıyorum? Hangi memleketin havasını soluyor, hangi ülkenin gelenek göreneklerini benimsemişim? Cevapsa; Türkiye. Her şeyimizle bütün değil miyiz biz? Bir gün ayrılsak zor gelmez mi gurbet? Benim hayatım burada ve kalbim Türkiye’de atıyor, memleketimde. Hepimizinki burada atmıyor mu zaten? Her ne kadar arada kulaklarımıza gelen fısıltılar bize “İlk fırsatta terk ederim bu memleketi” dese de bu söylenenler iki dakika sonra unutulup yudumlanan çaylar meth edilmiyor mu bunun gibisi dünyanın hiç bir yerinde bulunmaz diyerek? Türk olmak da gerekmez bu memleket her şeyiyle benim diyebilmek için. En önemlisi insanların birbirine olan bağlılığı, sevgisi ve saygısı. Zaten denmez mi hep biz senelerce kardeş gibi yaşadık bu topraklarda şimdi adı çıkan Rumlarla, Kürtlerle, Ermenilerle...
Bazen güzel bir dostluktur, bazen yurttaki gezmeye doyulamayan mekanlar, bazen sokaktan geçen simitçinin sesi ve bazense çocukluğumuz değil midir bizi bu memlekete bağlayan? Anılarını kim silebilmiştir ki aklından bunları silebilsin ve kim bir çırpıda terk edebilir bu toprakları?

Burası Türkiye...

Denmemeli karşıya çıkan her kötü durumda, olumsuzlukta bu söz. Çünkü burası benim memleketim iyisiyle de kötüsüyle de. Bazen çok kızsam da bazen sinirlensem de. Kopmak zorsa, ayrılmak güçse bu topraklardan; kaçmamalı da zorluklardan ve olumsuzluklardan. Üstüne gidilmeli her problemin. Bu ister ekonomi olsun, ister eğitim, isterse de yönetim. Atatürk de zaten bize, biz gençlere öyle emanet etmedi mi bu vatanı “Gençliğe Hitabesi”nde? Her ne zorluk olursa olsun üstesinden gelinmesi gerektiği öğütlenmiyor mu biz gençlere?
Memlekette ister suni gündemler yaratılsın, yaşadığım yer ister yozlaştırılsın, isterse de bu ülkenin başına gelen en iyi şeyin Atatürk’ün ilke ve inkılapları çiğnensin; bu toprakları korumak ve Ata’nın izlediği yola ve düzene yeniden sokmak görevimiz değil mi? Hepimizin ellerinde sonuçta vatanın kaderini değiştirmek ve eğer cehennemse memleket onu cennet yapmak.

“Türk genci devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir.”demiş Atatürk Bursa Nutku’nda. Bu memleketi her durumda sahipleniyorsak eğer onu korumak ve yüceltmek için elden gelen her yol denenmeli. Sadece “Atam İzindeyiz!” diyerek değil ama. Memleket için haklıyken haksız duruma düşmeyi göze alabilecek kadar cesur, inandığımız Atatürk İlkeleri’ni çiğnetmemek için sokaklara dökülebilecek kadar yürekli olmak gerekir; bu topraklar, bu soluduğumuz memleket havası bizim diyebilmek için.

¹ :Nazım Hikmet Ran, ................. , 10 Eylül 1961, Laypzig
² :Cahit Sıtkı Tarancı, Memleket İsterim
³ :Nazım Hikmet Ran, Davet


önceki eser / sonraki eser