Konusu : " Doğru veya yanlış, cennet veya cehennem, iyi veya kötü, bu ülke, bizim ülkemiz. "

Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?.

_____________________________________________________________________________________________
Yazar rumuzu:bilge kalem12
Eser sıra no:100223.13


İLK VE TEK AŞKIM, TÜRKİYE’M!

Tüm dünya ülkeleri arasında en güzeli Türkiye’dir. Türkiye, sadece ülkelerin en güzeli olmakla kalmaz, aynı zamanda kültürünü günümüzde en canlı yaşatan ülkelerden biridir. Bu yazının sonuna geldiğinizde bana hak vereceksiniz.

Bilmem gördünüz mü Ağrı’da sanki göğün bağrını delecekmiş gibi yükseklere uzanan Ağrı Dağı’nı. Ben hiç görmedim ama ne kadar ihtişamlı olduğu kulağıma çalındı. Peki, taşı toprağı altın İstanbul’u ziyaret ettiniz mi hiç? Konya’da Mevlana’yı, Çanakkale Şehitliği’ni ya da Ankara’da Atamızın kabrini?

Ben kendi adıma bunların hiçbirini görmedim. Bunu söylemeye bile utanıyorum ama ben henüz aziz şehitlerimizi ziyaret etmedim ve Atamızın huzuruna çıkmadım. Ancak onlar hakkında hep okudum, oralara gidenleri nefes bile almadan dinledim. Her tarafı buram buram tarih kokan, köşeye atılmış anılarında bile büyük destanlar yazan ülkemle her seferinde gurur duydum. Nasıl duyulmaz ki? Hangi Türk evladı bu gururu yaşamaz ki?

Ama ben birkaç yıl öncesine kadar ülkemle sadece gurur duymamıştım. Ona karşı öyle bir inanç beslemiştim ki, belki de buydu gözümü gerçeklere kapatan. Çünkü tüm dünyanın güzellikleri yurdumun dört bir yanını sarmıştı. Her bir köşesinde ayrı bir mevsim yaşanırdı. Tarihi ve doğal güzellikleri o kadar çoktu ki, sanki bir rüya âlemindeydim.

Ayrıca ben ülkemin dünya lideri ve üzerinde yaşaması en kolay ülke olduğuna da inanmıştım. Meğer ne kadar yanılmışım...

Beni yaşadığım tozpembe dünyadan çekip alan televizyona teşekkür etmeliyim belki de...
Çünkü benim için bu dünyaya gelmiş en büyük adamlar bizim yöneticilerimizdi. En gelişmiş teknoloji bizim teknolojimizdi. İşsiz insan yoktu. Düşman diye bir kavramı bilmiyordum ve halkımız barış, refah, huzur ve bereket içinde yaşıyordu.

Ancak ne yazık ki bunun böyle olmadığını anlamam pek de uzun sürmedi.

Anladığımda ise bu gerçeğe inanmak istemedim. Nasıl inanabilirdim ki?

Sadece hayallerimde mükemmel olan hayat yokuşunu tırmanmak hiç de kolay değildi. İşsizlik gerçekten fazlaydı. İnsanlar karınlarını doyurmak için en olmadık işlere talip oluyorlardı. Emekli maaşı az veriliyordu. Artık iş yapamayacak hale gelen yaşlı insanlar karınlarını doyuramıyorlardı. Büyük şehirlerde huzur çoktan kaçmış, insanlar evlerinden dışarı çıkmaya korkar olmuşlardı.

Ülkem, yetiştirdiği yüzlerce zeki bilim adamına yeterince kaynak ve olanak veremiyor, bunun sonucu yabancı ülkelere olan beyin göçüne engelleyemiyordu. Ayrıca dilimiz gittikçe yozlaşıyor, kültürümüz, benliğimiz ve tarihimiz unutulmaya yüz tutuyordu.

Bu da yetmezmiş gibi ‘Ekonomik Kriz’ adı verilen bir kriz tüm dünyayı olduğu kadar ülkemizi de çok etkiliyordu. Her gün gelen yeni bir zamla vatandaşın bitmek tükenmek bilmeyen çilesine bir yenisi ekleniyordu.

Ama yine de dışarıya çıkıp baktığımda şaşkınlığa uğruyordum. Nasıl olurdu da tüm bu eziyete rağmen Türk halkı yılmadan, asla pes etmeden, hatta ‘of’ bile demeden var gücüyle çalışmaya ve yaşamaya devam edebilirdi? Bu nasıl bir imandır Yarabbi?

Biraz düşününce bu sorunun cevabını buldum. Aslında çok zor olmayan ama biraz derinlerde saklanan gizli bir cevaptı bu.

Bu cevap 18 Mart 1918’de Çanakkale Zaferiyle başlayıp 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilanı ile sonuçlanan ve “Milleti yine milletin kendi azmi ve kararı kurtaracaktır!” diyerek insanlarımıza inanç aşılayan bir önderin kişiliğinde gizliydi. O yüce insanı biz Mustafa Kemal Paşa olarak biliriz. Ulusumuzun kurtarıcısı, yeni bir devletin kurucusu ve çağdaşlaşmanın öncüsü Atatürk’tür o. O bize kim olduğumuzu, Türk kanının herhangi bir mandanın altında yaşayamayacak kadar asil olduğunu hatırlattı. Her Türk çocuğu O’na borçlu doğar ve bu borcunu ödemek için de elinden gelenin en iyisiyle ülkesine hizmet etmekle yükümlüdür. Zaten her Türk adını duyduğu anda ruhunun derinliklerinde O’na bir yer açar ve bu yer zamanla büyür. Öyle bir an gelir ki tüm benliği Mustafa Kemal Atatürk olur. Bu yüzden hepimizin içinde bu ülkeyi her zaman içine düştüğü bataktan kurtaracak bir güç vardır. İşte bu güç her şeye rağmen pes etmeyen vatandaşlarımın umut kaynağıdır.

Söyleyin, başka hangi millet ulusunu, toprağını korumak için dünyayı karşısına alıp topa, tüfeğe karşı kırık kılıçlarla savaşır? Ülkemizi bu kadar korumak neden? Neden bu kadar çok seviyoruz onu?

İşte her şeyin cevabı aslında burada, üstünde yaşadığımız bir avuç toprak parçasında yatıyor. O toprak parçası ki üstünde nice medeniyetler yaşatmış ve yok etmiştir. Medeniyetler mezarlığı Anadolu’da ayakta durabilmek için gereken fedakârlıkta bulanamayan devletler yok olmaya mahkûmdur. Bir Hitit, bir Lidya, bir Selçuklu, bir Osmanlı gibi...

Bu Medeniyetler Beşiği Anadolu’da ancak bedelini ödersen kalıcı olabilirsin. Biz bedelimizi ödedik. Hem de olması gerekenden çok daha fazlasıyla... İşte bu yüzden buradayız ve asla hiçbir yere gitmeyeceğiz!

Hatırla daima, kim olduğunu hatırla,
Kanıtla atana, Türklüğünü kanıtla!
Unutma şehitlerini, uğruna ölenleri unutma,
Bayraktır yol göstericin, sakın yolunu şaşırma!


önceki eser / sonraki eser