Konusu : " Doğru veya yanlış, cennet veya cehennem, iyi veya kötü, bu ülke, bizim ülkemiz. "

Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?.

_____________________________________________________________________________________________
Yazar rumuzu : anadolu84
Eser sıra no: 100212.01


BENİM ADIM ANADOLU

Benim adım Anadolu; bazen bir kavganın, bazen bir destanın adı. Yüreğimde yüzyıllar öncesinin aşkları ve sevdaları.Benim için kimler sevdalanmamış, kimler kılıç kuşanmamıştır ki bu zamana kadar. Nice kahramanların gönlüne ateş gibi düşmüş, nice babayiğitler de devrilmiştir bu aşk uğruna.Ama ben sevdası için; anadan, yardan ve serden geçen Türk'e aşığım.

Bin yıl önce Bizans'ın kalbine saplanan oklarla başladı bu sevda… Malazgirt, Miryekefelon, Çanakkale, Sakarya, Dumlupınar şahittir bu aşka. Leyla'nın Mecnun'a, Kerem'in Aslı'ya, Ferhat'ın Şirin'e olan aşkı nedir ki bu sevdanın yanında. Dillerde türkü, dağlarda şarkı, yüreklerde yanan ateş olmuş, destanlaşmıştır bu sevda. Ama biri daha vardı.

En az benim kadar Türk'e sevdalı…
En az benim kadar Türk'e aşık…
Sarı saçlı, mavi gözlü kahraman. Biliyordu bu toprakların kimleri hakkettiğini, kimleri görmek, kimlere vatan olmak istediğini… Uzanmamalıydı kirli eller, uzanıp da kirletmemeliydi Türk'ün temiz kanlarıyla sulanan topraklarımı.

İşte bu kirli ellerin daha fazla uzanmaması, topraklarımın da daha fazla kirlenmemesi için İstanbul'dan Samsun'a çoban ateşlerini yakmaya çıktı Mustafa Kemal.

Sene 1919 Mayıs'ın on altıncı günü bir akşam üzeriydi. Gökyüzü kurşuni renkteki bulutlarla örtülü ve denizin maviliğinden eser yoktu. Mayıs günlerinde serin olur Boğaziçi. O gün de serin bir rüzgâr esiyordu. Bandırma vapuru çok heyecanlıydı. Çünkü sarı saçlı, mavi gözlü büyük kumandan; Mustafa Kemal gelecekti. Bir milletin kurtuluşu olacak büyük insan gelecekti. Güvertesine çıkıp kurtuluş planları yapacak, bağımsızlık ateşini yakacaktı. Ne büyük şeref, ne büyük mutluluktu bu onun için…
O gün bende en az Bandırma kadar heyecanlıydım. Edirne'den Ardahan'a kan ağlıyordu altmış üç ilimiz. Kundakta ki bebekler, yatakta ki nineler, yedi'den yetmiş'e herkes Mustafa Kemal'i bekliyordu.

Sert havada, dalgalı bir denizde, üstelik tam olarak çalışmayan bir pusulayla ilerliyorlardı. İnebolu'yu geçip dalgalı ufuklara yönelirken, güverteden bir Rumeli türküsünün ezgileri yayıldı. Tiz, utangaç, üstelik sigaranın neden olduğu hırıltılı bir sesti bu:"Manastır'ın ortasında var bir havuz…" türküyü bitirince, Kurmay Başkanı Manastırlı Kâzım Bey'e memleketi özlediğini söyleyen Mustafa Kemal'in sesiydi bu. Doğup büyüdüğü toprakları çok özlemişti mavi gözlü kumandan. Özlemle umutla devam ediyorlardı şimdi yollarına.

Üç günlük bir yolculuktan sonra Bandırma Vapuru Samsun limanına demirledi. Mustafa Kemal Paşa artık Samsun'da vatanının sıcak ve özverili bağrındaydı. Tahta bir iskeleden şehre çıkarken; gözlerinde azim ve parıltı, düşüncelerinde yeni bir Türkiye vardı. Samsun'dan açtığı bu yolun, Afyon Kocatepe'den geçerek İzmir'e ve oradan da 29 Ekim 1923'te yeni Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşuna, sonra da sonsuzluğa ulaşacağını görür gibiydi adeta.
Doğum günüm dediği 19 Mayıs 1919 sabahı işte böyle dimdik karanlıktan sonra doğmuş bir güneş gibi Samsun'a çıktı mavi gözlü kumandan.

Hatırlatmak istedim biraz da olsa; Mustafa Kemal'in İstanbul'dan Samsun'a hangi koşullarda çıktığını, yıllar yılı arkası kesilmeyen savaşlardan, karışıklıklardan bıkmış bitkin ve bezgin bir halk olduğunu, cumhuriyetin ne kadar büyük bir nimet olduğunu,başınız dik gezip, kimsenin kulu kölesi olmayın, bir daha o acı günleri yaşamayın diye neler yapıldığını, altı yüz yıl dünyaya hoşgörü dersi vermiş Osmanlı'nın torunları, Atatürk cumhuriyetinin çocukları olduğunuzu, gökyüzüne uzanan yüksek ve haşmetli dağlardan, Zap suyuna karışan kardeş kanlarının sel olup aktığını, kardeşlerin birbiriyle küs kalamayacağını, bir hilâl uğruna nice güneşlerin battığı: tarihe sığmayan nice kahramanların ortaya çıktığı, her karış toprağı şüheda ile dolu olan Çanakkale’de atalarınızın koyun koyuna yattığını, savaş baltalarınızı bir kenara bırakıp, el ele kardeşlik türküleri söylemeniz gerektiğini bu cennetinde bu cehenneminde size ait olduğunu, Hakkarili, Adanalı, Rizeli, Diyarbakırlı; Türk, Kürt, Laz, Çerkez demeden nereli ve nasıl olursa olsun ay yıldızlı al bayrağın gölgesinde herkese bir yer olduğunu, yetmiş iki milyon kardeş olduğunuzu hatırlatmak ve aşık olduğum Anadolu insanına son bir nasihatte bulunmak istedim:

Kavgayı bir yaprağın üzerine yazın,
sonbahar gelsin yaprak dökülsün.
Öfkeyi, bir bulutun üzerine yazın,
yağmur yağsın bulut yok olsun.
Nefreti, karların üzerine yazın,
güneş açsın karlar erisin.

Dostluğu ve sevgiyi yeni doğmuş tüm bebeklerin yüreğine yazın ki onlarla birlikte büyüsün bütün dünyayı sarsın...


önceki eser / sonraki eser