Konusu : " Doğru veya yanlış, cennet veya cehennem, iyi veya kötü, bu ülke, bizim ülkemiz. "

Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?.

_____________________________________________________________________________________________
Yazar rumuzu:ahenk35
Eser sıra no:100222.07


TEK PENCERE İKİ GERÇEK

Dünyayı kocaman bir pencere gibi görmüşümdür hep. Çünkü herkes farklı yönlere bakar pencereden. Ne kadar aynı görünse de farklıdır her şey. İnsan olmamız dışında. Aslında dışarı bakarken görülen tek şey dışarıdaki değildir. Bir de kendini görürsün orada, pencereye yansıyan kısımda. İkisi de görüntüdür. Ama biri özel biri genel biri biz biri herkes. Aralarında fark vardır. Fark her şeydir. Bizi biz yapan, bizi başkalarından ayıran.

Biz de Türkiye olarak dünyadaki altı buçuk milyar insanın arasından aynı yöne bakan yetmiş milyon insanız. İçimizdeki farklılıkları birleştirip aynı yöne bakanlarız. Dışarıda görülenler biraz her şey biraz hiçbir şey doludur. Yani çokmuş, yapılmış, olması gereken gibi görünse de az, yapılmamış, olmaması gerekendir. Vazgeçilmişlikler, gidenler, bitenler vardır, Türkiye’nin dış görüntüsündekiler gibi. Birbirine taban tabana zıt ama yan yana şeyler gibi.

Bir yanda okula gitmeyen gidemeyen çocuklar okunmayan kitaplar izin verilmeyen konuşmalar bir yanda kültür, bilgi konusunda ön sırayı dolduruşumuz Bir yanda dilini kendisini var eden şeyi hiçe sayıp sırf farklı diye kulağa daha hoş geliyor diye(!) başka dillerle karıştırıp kullananlara rağmen bu ülkenin anadili Türkçe’dir diye kendini duyurmaya çalışanlar. İnsanlara inen tokatlar, tekmeler, şiddet varken yine de modernlikte sınır tanımayışımız. Kimi zaman medyanın tüm gerçeği bize art niyetsiz, yalın, hem överek yükselterek, hem de eleştirip düzeltmemiz gerekenleri gösteren yüzü, kimi zaman da gündemi gereksiz oyalayıcı haber değeri bile olmayan görüntülerle dolduran ve bu görüntülere gerçek haberlerden daha çok önem veren yüzü. Sel sularında kaybolan insanlar,yitip giden geçmişler mahvolan gelecekler ,evler,eşyalar karda buzda mahvolan yollar olsa da dört mevsimin en güzel temsilcisi oluşumuz.Bir yanda kirlilikten görünmeyen yerler bir yanda cennet gibi ülkemiz boğaz vapurunda yenen simit çay, martılar, üç tarafı denizlerle çevrili içerisi nazar boncuğu misali gölleriyle süslü mavi-yeşil çerçeveli vatanımız.. Farklı görüşlere sahip insanların birbirine tahammül edememesi yeniliklere kapalılık sadece kendi bildiğini benimseme bölünmeler olmasına rağmen an geldiğinde el ele vermeler kardeşlikler kimi yerlerde suskunluklar hapsolmuşluklar esaret olmasına rağmen kimi yerlerde yasal yollarla hakkını arayanlar kendini savunanlar. Bir yanda sırtını çeviren bizden olup da aslında bizden gibi görünüp bizden nefret eden hainler. Bir yanda dağlarda sınırlarda binlerce zorlukla bizim için, vatan için savaşan askerler. Sadece dini hayat sayanlar başka şeylere bakmayanlar ya da dini hiçe sayanlar başka şeylere dalanlar diğer yanda hem dinine hem devletine sahip çıkanlar. Gururlu insanlar aç sefil olsa da harama el sürmezken milyonların arasında boğulanlar ama yine de hayatın sefasını sürdüğü halde çalanlar çalınanları da çalanlar. bir tarafta Atatürk ü anlayanlar her şeye rağmen onu ve ilkelerini yaşatmaya onun gösterdiği yoldan çağdaş uygarlık düzeyine yükselmeye çalışanlar bir yanda Atatürk ü anlayamayan onun bıraktığı şeylerin sadece bir toprak parçası olduğunu sanan çağdaşlığı sadece Avrupa ya özenti geleneklerden ödün verme kimliğini yok sayma binlerce yıllık değerlerimizi silmek zannedenler bir yanda vergi kaçırmalar uyuşturucu tüccarlığı yok edilen genç nesil… bazen bir maganda kurşununun son verdiği hayatlar…

Hiçbir yaşanmışlık bir başka yaşanmışlığı dengelemez evet. Bazen iyi ya da kötü karşılığı yoktur bazı şeylerin onları dengeleyen. Ne kadar dengeler ki iyiyi kötü? Ama biraz daha yumuşatır belki. Belki de dengelenir, sıcakla soğuğun ılık olması gibi. Belki bizimde dengelerimiz vardı öyle. Belki de daha fazla bölündüğümüz durumlar. Kimimiz ileri gider kimimiz yerinde durur kimimiz geri gider. Kimimiz güler kimimiz tepkisiz kimimiz ağlar...Silinmesi gerekir bu görüntünün aynı yönde buluşmak için ve vazgeçilmelidir üç yanımızdan. Yanlış yanımız cehalet, kötü yanımız ekonomik eşitsizlik, cehennem yanımız bölünmeler. İşte o zaman asıl o berrak o muhteşem görüntümüzü penceredeki derin görüntümüzü yansıtırız dışarıya. Ama derindekiler de öylesine güçlü ki sadece bizde kalmayıp dışarıya yayıyor büyüsünü. Sımsıkı saran kahramanlığı ve şefkatini aynı anda barındıran çok şeyler anlatan görkemli bir hayat. Masalsı güzellikte bir destan, hayallere bile sığamayacak bir gerçek. O günden sonra yaşananlarda hala var olan çünkü bizi biz yapan şeyler var orada. Gökyüzünde dalgalanan bayrağımızdan kulaklarda yankılanan marşımızdan atamızdan duyduğumuz sözlerden şehitlerimizin kanıyla kazanılmış üzerinde ne yaşanırsa yaşansın değerini asla yitirmeyen yitirmeyecek kimselere verilmeyecek olan bu topraklara, tarihin tozlu sayfalarında kendine yer edinmiş mezarları bile olmayan vatan için aşkla savaşmış kahramanlarımızın ruhuna sonrada atamızın öğütlerine, emanet ettiği cumhuriyetimize, o cumhuriyetin evlatları olan bize ulaşan bir yaşanmışlık, alnımıza değil kalbimize yazılan bir geçmiş ve o tarihin izleriyle ilerlenecek bir gelecek.Bizim yansımamızı farklı kılan şey o şanlı geçmiştir.çünkü bizim damarlarımızda daima güç alacağımız asil bir kan sözlerinden yaptıklarından feyiz alacağımız ulu önderimiz, uğruna canımızı vereceğimiz vatanımız, bizim gerçek bir tarihimiz var.Sınırları kanlarımızla çizilmiş topraklarımız, bizim her ne olursa olsun gururla söyleyeceğimiz bir adımız var.Bizi geride sananlara rağmen bu duygularla sürekli ileriye attığımız adımlar var.

Dışarıdaki görüntümüzle derin yansımamızın beyazın üzerine sürülen siyahın griye dönmesi bir dengedir. İkisinin de izleri vardır ama başka bir renktir artık o. Tıpkı bizim gibi. Türkiye gibi. Ama bizim grimizin beyaz yanı fazla bence. Tarihimizin aklarla dolu sayfası ay yıldızımızın beyazı içimizdeki sevgi ayrı gibi görünsek de bizi sıkı sıkıya saran o bağın kuvveti bir fırça daha beyaz katıyor o renge ve o fırçadaki en büyük darbe de bağımsızlık aşkımız, bağımsızlığımız uğruna bu bayrağın bu tarihin şefini korumak uğruna her şeyi göze alabilmemiz, değerlerimizden asla vazgeçmememiz, ezelden beri gelen bağımsızlığımızı ebediyete dek sürdürecek olmamız.Bizim en gerçek yanımız vatan için her şeyimizi verecek olmamız.En iyi yanımız geçmişimize asla leke sürdürmeyecek olmamız.Bizim en doğru yanımız Mustafa kemal gibi bir öndere sahip olmamız.Bizim penceredeki yansımamız grinin içinde pırlanta beyazlığıyla parlayan yanlarımız.Karanlıkta siyahı bastıran aydınlıkta daha da parlayan yanımız.

Pencereden tüm bağlılığımızla o bağların sıcaklığıyla yansıyandır bizim adımız. Her durumda gururla söylediğimiz adımız. Bir anne çocuğuna nasıl bir sevgi bağıyla bağlıysa, hani var olan en güçlü olan ama anlatılamayan duygu. İşte bizde vatanımıza öyle bağlıyız. İliklerimize kadar hissettiğimiz ama anlatamadığımız bu duygudan asla vazgeçmeyiz. Yani her ne olursa olsun hiçbir zaman hiçbir yerde bulamayacağımız bu duyguyu, ancak bu vatan topraklarında hissettiğimiz bu derin hissi hiç bir şeye değişmeyiz. Hep birlikte köylüsü kentlisi zengini fakiri okumuşu cahili tüm zıtlıkları sevgide birleştiririz. Karşılığını bilmesek de hatta karşılığını verip vermeyeceğini bilmesek de. Zaten insan vatanına ne kazandırırsa onu geri alır. Biz de bir şeyler kazandırmalıyız ki bekleyelim. Ama bir şey var ki hiçbir şey vermese sürekli alsa da sevmekten alıkoymayan bizi. Ne mutlu türküm diyene derken içimizi titreten his, kaderimiz olup yüreğimize yazılmış bir aşk, haritamızı sadece bir kağıt üzerine çizilmiş çizgiler değil namusumuz geçmişimiz ve bunlara bağlı onun izinden gelecek olan geleceğimiz olarak algılamamız. Aslında tek hakikat var o da ‘’varlığım Türk varlığına armağan olsun’’ diyebilmemiz.


önceki eser / sonraki eser